banner

Zigana Dağları’nda Hamsiköy Sütlacı

Trabzon ve Gümüşhane illeri arasında uzanan Zigana Dağları, canlı renkler, şenlikler ve lezzetlerle karşılar konuklarını.

Yemyeşil yaylaları, berrak dereleri, hırçın zirveleri, İran’dan uzanan tarihi İpek Yolu’nu Trabzon’a bağlayan ünlü geçidi, derin vadilerde kayalara asılan manastırları, yeşil yamaçlara yaslanmış şirin köyleriyle Zigana Dağları ziyaret edilesi yerlerdendir.

Çok eski değil 1940’lı yıllarda yapılan haritalara bakıldığında, Zigana Dağları üzerinde birtakım han adlarına rastlanıyordu. Örneğin, bugünkü Taşköprü Yaylası’nın adı o tarihlerde haritada ‘Taşköprühanı’ olarak geçiyordu. Böyle pek çok han vardı: Acısuhanı, Gümüşkihanı, Kolathanları, Kuzhanları, Barutçu Hanı… Bu hanların isimleri, o tarafa doğru yola çıkan gezginleri merak içinde bırakıyordu. İpek Yolu’nun yan kolları üstünde kalan bu hanlar artık silinip gitmişlerdi. Geriye, ne bir duvar, ne bir taş kalmıştı. Onlar eski haritalarda birer ad olarak yaşayacaklardı.

Ünlü Hamsiköy, Karadeniz’e dağılan bin bir çeşit kumaşı, baharatı, kokuyu ve nesneyi Trabzon’a indiren kervanların izlediği eski Zigana yolu üzerindeydi. Yeşil ormanların arasında kaybolmuş olan güzelim köyde artık modern dönemin taşıtları mola vermiyordu. Tüm unutulmuşluğuna rağmen kimse Hamsiköy’ün sütlacının üstüne sütlaç yapamıyordu hálá. Bu, tüm Karadeniz’de böyle biliniyordu.

Hamsiköy’ün sütlacının ünü nereden geliyordu?

Bu işin üstadı Osman Güner’e göre sütlacın sırrı sütteydi. Sütün sırrı ise Ziganalar’ın havasında, mis gibi kokan rüzgarında, çeşit çeşit çiçeğindeydi. Bu otu yiyen hayvanın sütü diğer hayvanların sütüyle kıyas bile kabul etmezdi.

Zigana Dağları’na adını veren geçidin tarihi eskilere dayanıyordu. Onun sayesinde Karadeniz kıyıları Erzurum-Kars platosu üzerinden İran’a bağlanıyordu. Geçit, deniz seviyesinden 2 bin 30 metre yüksekteydi. Maçka-Zigana ve Zigana-Torul arasında dik yokuşlar, sert ve keskin dönemeçler yılın büyük bir bölümünde sis, kışın da kar altında kalıp, geçit vermiyordu. 1990’lı yıllarda hizmete giren tünel ve yeni yolla birlikte biraz insafa gelmiş, yolcuların korkulu rüyası olmaktan çıkmıştı.

Bu aşılmaz geçit son yıllarda çevre illerin piknik yerine dönmüştü. Yol kenarına ‘kendin pişir kendin ye’ lokantaları sıralanmış, mangalların üstüne lezzetli etler dizilmişti. Çoluğunu çocuğunu kapan buraya et yemeye koşturuyordu. O et-mangalcılardan biri de emekli öğretmen Osman Özgün’dü. O da bu dağların otunun ve çiçeğinin sihirli olduğunu, lezzete lezzet kattığını iddia ediyordu. Osman Özgün geçidin eski günlerini de hatırlıyordu:

‘Dedem burada han işletirdi. O zamanlar atlı arabalar Hamsiköy’den yolcuyu alır, Zigana’yı aşıp Torul’da motorlu taşıtlara teslim ederdi. Yolcular kışın buraya, dedemin hanına yarı cansız vaziyette gelirlerdi. Karda kışta hiç buraya çıkılır mı? Dedem onlara büyük kulplu kazanda kara lahana çorbası yapardı. Biraz fasulye atar ve basardı acı biberi. O çorbayı içenleri önce bir ateş sarar sonra canlanır, ayağa kalkarlardı…’

Yolunuz Zigana’ya düşerse hamsiköy sütlacı yemeden dönmemenizi öneririm.

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

Comments are closed.

Menümüz