banner

Türk Mutfağı UNESCO’da

Bu siteyi yayına alırken aklımda tek şey vardı. Geçmişe ışık yakmak, geleceğe miras bırakmak. Siyasete yanaşmadan, insanlığı birleştiren tek alan olan, çocukluğumdan beri çoklu kültür içinde yetiştiğim “mutfağı” seçtim. Zira yazdığım her yazıda, yaptığım her röportajda gastronomi dünyasına, yemek kültürüne katkı sağlamaya gayret ediyorum. Çünkü üzerinde 12 bin yıldır yaşadığımız kadim topraklar bundan çok daha fazlasını hak ediyor.

Ne yazık ki Türkiye’de uzun yıllar yemek kültürü, gastronomi konusu hep göz ardı edildi. Yakın bir geçmişe kadar rahmetli Tuğrul Şavkay, Arman Kırım gibi kıymetli isimler bizlere yerel ve yabancı gastronomi dünyasının penceresini araladı. Aynı zamanda Ahmet Örs, Nedim Atilla, Deniz Gürsoy da yazıları ve kitaplarıyla bizleri daha geniş kapsamlı içeriklere kavuşturdular. (mutkala unuttuğum isimler vardır)

Şimdilerde gastronomi konusu tıpkı dünyadaki gibi popüler olmaya başladıysa da popüler kültürü çok da umursamayan, Anadolu’da yetiştirilen sebze, meyveyi, bakliyatı, zeytinyağını, peyniri.., Anadolu halkının ürettiği yerel malzemeyi el üstünde tutan, mücevher değerindeki çalışmalarıyla Türkiye’deki müthiş malzeme çeşitliliğini mutfağına, yazılarına, yaptığı programlara aktaran onlarca isim var. İstanbulfood.com yazarı, şef Tuba Şatana’dan Can Oba’ya, Mehmet Gürs’ten Vedat Başaran’a Murat Bozok’a, Mehmet Yaşin’den Vedat Milör’e onlarca şef, yazar, gazeteci gastronomi dünyasına katkı sağlamaya devam ediyor. Bu arada gastronomi yayını yapan dergiler, gazete haberleri arttı, yemek kanalları ortaya çıktı, yemek tarifi programları bile Emine Bederli, Ayşe Tüterli bir döneme sünger çekti, modernize edilmeye başlandı.

Bireysel çabaların yanı sıra akademik eğitim veren üniversiteler, akademiler, sertifika programları, yemek kursları dolayısıyla sektöre mutfak profesyonelleri yetiştiren girişimler arttı. Pek çoğumuzun amacı ortak; bu topraklardan gelmiş geçmiş kültürlerin ardında bıraktıklarını ayakta tutmak, zengin iklim çeşitliliği ve kültür yelpazesinden doğan lokal malzeme ve mutfakları daha büyük kitlelerle buluşturmak, çiftçiyi desteklemek ve 12 bin yıllık mutfak kültürümüzden gelen renkleri günümüze uyarlayarak dünya ile paylaşmak ve mutfağımıza olan farkındalığı arttırmak. Türk mutfağını kebap, döner, baklava, rakı girdabından kurtarmak.

Türk yemek kültürü mirası UNESCO tarafından koruma altına alınıyor

Tam da bu noktada hepimizin bir dakika durup kulak kesilmesi gereken önemli bir mevzu söz konusu. Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Süryani, Rum, Ermeni… dil, din, ırk fark etmeden bir arada yaşayan ülkemizin kadim yemek tarihi, yemek kültürü mirası UNESCO tarafından koruma altına alınıyor.

Geçtiğimiz haftalarda UNESCO’nun “Yemek Kültürü Mirasının Korunması ve Tanıtılması” kürsüsüyle 29 Ocak 2015 tarihi itibariyle anlaşma yapan Yeditepe Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Haziran 2015’de Tours üniversitesi öğretim üyesi Unesco Chair Başkanı Prof. Dr. Marc de Ferrière le Vayer’i ağırlamıştı.

Prof. Ferrière, Haziran ayında Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenen “Protection and Promotion of Cultural Food Heritages” başlıklı konferansta ve Yeditepe Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü ile İstanbul Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü (IFEA)’nın birlikte düzenlendiği ikinci konferansında konuşmacıydı. UNESCO çerçevesinde yemek kültürlerinin somut olmayan kültürel miras kapsamında nasıl yer aldığını örneklerle açıkladı. Bu ziyaretleri sırasında Prof. Ferrière’ye Bölüm Başkanı, üniversitenin kıymetli hocalarından Doç. Dr. Sibel Özilgen ve yemek tarihi konusundaki çalışmalarıyla tanıdığımız Yrd. Doç. Özge Samancı eşlik etti.

Unesco Chair Başkanı Prof. Dr. Marc de Ferrière le Vayer’in ziyareti sonrasında Unesco ile görüşmeler sürdü ve büyük uğraşlar sonunda Unesco’ya Türk Mutfağı ve Türk Yemek Kültürü Mirasının Korunması, Tanıtılması ve kayıt altına alınması ile ilgili geniş kapsamlı bir rapor sunuldu.

Bu rapor sonucunda Unesco, Yeditepe Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nün talebini olumlu yanıtladı ve önümüzdeki 4 yıl boyunca Türk Mutfağı ve yemek kültürünün fasiküller halinde arşiv haline getirilmesine ve bu arşivlerin tüm dünyanın kullanımına açılmasına karar verildi.

Baklavamızı, kahvemizi, yoğurdumuzu komşuya kaptırıyoruz derken mutfağımız nihayet Unesco tarafından kayıt altına alınıyor, inanılır gibi değil… Üniversiteyi ve akademik kadrosunu inanılmaz yoğun bir 4 yıl bekliyor. Unutulmayacak bir 4 yıl… Ne mutlu biz mutfak severlere ve Anadolu mutfağına emek verenlere.

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

Comments are closed.

Menümüz