banner
Sofra adabına giriş
Sofra adabına giriş
Sofra adabına giriş
Sofra adabına giriş
Sofra adabına giriş

Sofra adabına giriş

Doğrudan doğruya ve en yakın şekliyle biyolojik bir ihtiyaç yemek. İnsan da erken çağlardan beri ’kültür’ üreten ve her şeyini bu kültür içinde yaşayan bir varlık. Dolayısıyla kültür ve doğa insan hayatında dozu ve derecesi koşullara göre değişen bir gerilimin iki kutbudur diyebiliriz.

Yemek ta başından beri ‘toplumsal’ bir olaydır. Bulunduğumuz her ortamda ‘birlikte yemek yeme’ kural olmuş, özellikle istenmiştir. Tek başına yemek yemeyi pek kimse sevmez değil mi? Üstelik içinde bulunduğumuz toplum, aile düzeni, paylaşılan sofralar, kültür, ortam hep bunu teşvik eder. Örneğin Batı’da ilk kurulan manastırlarda keşişlerin yemekhanede toplanıp birlikte yemek yemesi kuralı vardı. Sonradan Mevlana yüzyılında mütevazı yiyeceklerini kendi hücrelerinde ‘kendi başlarına yeme’ kuralı geldi. Bedeni zevki reddeden bir çeşit ‘ceza’ anlamı taşıdığı için böyle bir uygulamaya gidildi. Ancak bunlar o dönem bahsedilen azınlık tarafından uygulanan kurallardı, geneli hiç bir zaman etkilemedi.

Toplumsallık kural üretir

Şayet bir mağarada veya insandan uzak bir dağın ucunda yaşamıyorsanız ‘toplumsallık’ her zaman ‘kural’ üretir. Kural olmadan kalabalıklar bir işi bir arada yapamaz. Bir arada olmanın getirdiği şey de birlikte yemek yeme kuralını yani ‘sofra adabı’nı gerektirmiş. Bu kurallar elbette toplumdan topluma değişiyor. Çatal bıçak kullanımından konukların oturma sırasına, ikram ve sunum şekilleri, kullanılan yemek yeme araçları bile bir kural çizgisinde değerlendiriliyor.

Örneğin bir Arap sofrasına konuk olan misafir, memnuniyetini geğirerek belli edebilir ama bunu İsveç’te biri yaparsa büyük kabalık etmiş olur. Japonya’da her lokmadan sonra, çubuklar bitişik olarak yan bir şekilde masaya konur. Başka yere konan çubuklar çok farklı anlamlara ve sonuçları ifade eder. Kazakistan’da çay bardağını hiç pay kalmayacak şekilde doldurmak misafiri evden kovmak anlamına gelir. Kore’de en yaşlı yemeğe başlamadan ve yemekten kalkmadan yemeğe başlamak ve o kalkmadan kalkmak büyük saygısızlık olarak değerlendirilir.

Bunun yanında Uzakdoğu’da ve Hint geleneğinde sofra zihniyetinin daha iyi yaratılması için yemekler yerde, bir halının veya yastığın üzerine oturularak yeniyor. Hindistan’da Anadolu’nun kadim geleneklerindeki gibi yemekler ‘thali’ denen yuvarlak, gümüş, bakır veya paslanmaz çelik tepsi içinde verilir. Yemek sofraya bu tepsi içine yerleştirilen ‘katori’ isimli küçük çanaklarda getirilir ve Hintliler yemeklerini sağ elin parmaklarıyla yerler. Bunun sebebi tıpkı kimi Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin benimsediği ‘sol el bedeni temizler, sağ el ise besler’ inancıyla açıklanır. Bazı Hint yemekleri zaten çatalla bıçakla yenecek türden değil, mutlaka elle toparlanarak yenmesi gerekiyor. Kimi mütevazı Hint sofralarında tabiatın bahşettiği büyük, yeşil yaprakların tabak olarak kullanıldığı sıkça görülür.

Başkalarını rahatsız etmeme kuralı

Heralde sofra adabı denince en çok dikkat etmemiz gereken şey, yemek yerken sizinle yemek yiyen ‘başkalarını rahatsız etmeme’ kuralıdır. Rahatsız etmenin çeşitleri ülkelere, kültürlere göre değişmekle birlikte genel kurallar ağız şapırdatmamak, ağzında yemek varken konuşmamak, içeceği sesli bir şekilde içmemek olarak sıralanabilir. Gelin görün ki bazı Afrika veya Orta Doğu ülkelerinde ağzı şapırdatarak yemek ‘iştah açma ögesi’ olarak değerlendirilir.

Yemekte açgözlü görünmemek

Yemek kültüründe üzerinde durulması gereken ikinci en önemli evrensel kural, açgözlü olmamak. Batı kültüründe masanıza gelen bir yemek size özel, kendi tabağınızda servis edilir. Doğu ve Afrika kültüründeyse masanın ortasına gelen kaptan herkes aynı anda yemek yer, çoğunlukla yer sofrasında sini bezi üzerinde yenen yemek için ayrıca servis tabağı konmaz. Ortak bir tencereye kaşık sallamak geçmişte en ilkel, yeniden imal edilmiş, komünal toplumlarda uygulanmış, şimdiyse siyasi islamın fetişleri arasına girmiş durumda.

Batılı toplumlarda, servis edilen yemeği hızlı hareketlerle yemek ve tabağın tamamını silip süpürmek kabalık olarak algılanıyor. Türkiye’de açgözlü görünmemek adına bu kuralı bazı gençler farklı algılayıp tabaklarındaki yemeği ucundan alıp bırakıyor son zamanlarda. Bu kibarlık sayılıyor fakat tabaktaki yemeğin hepsini bitirmek kadar yemeğin ucundan almak ve bırakmak da hem yemeği yapan kişinin emeğine veya mekana saygısızlık olarak algılanıyor hem de bilerek israfa gidildiği için kişi, sonradan görme sınıfında değerlendiriliyor. Çocukken aşılanan ‘israf etme’ değerleriyle örtüşmeyen bu davranış biçimi o kadar yaygın ki buna alışan garsonlar, yemeği bitmeyen müşterinin yemeğini, bitti diye düşünerek masadan kaldırıp diğer yemeği servis ediyor.

Tarihi geriye doğru sararsak sofra adabının olmadığı bir dönem yoktu diyebiliriz. Kültürler ve medeniyetler arasında ayrışmalar başlayınca yemekteki ayrımlar –yüksek ihtimalle- kır/kent eksenine göre oturmuş. Sınıflı toplumlarda sofra, zenginin kaçıp yoksulun kovaladığı bir kural olagelmiş. Zengin kavramı yanıltıcı ‘elit’ demek daha uygun aslında. Çoğu zaman parası az, kültürü fazla elit, paradan başka yeteneği olmayan zenginden kaçmaya gayret etmiş. Şimdi de kısmen öyle. Asıl yarış görgülülerle görgüsüzler arasında olagelmiş. Türkiye’de seksenler ve doksanlarda yaşanan sınıf atlama yarışı ve yayılan bayağılık ayrı bir tez konusu bile olabilir. Elbette bu durumu toplumun geneline mal edemeyiz.

Avrupa ise aristokrasisinden ve elitizminden hiçbir zaman vazgeçmemiş. Aristokrasinin şatafatından ya da boğucu kurallarından tedirgin olup kendini sürgün eden aristokratlar ve sınıfının görgüsüzlüğünden, kabalığından usanan estetik burjuvalar bir araya gelip belli bir ‘zevk’ standardını oluşturabilmişler.

Yatarak yemek yiyen Romalılar

Örneğin Roma’nın üst sınıflarının ‘yatarak’ yemek yediğini biliyoruz. Bu ortaçağa kalmadı, Roma ile tarihe karıştı ama Roma yemek kültürünün pek de sevimli sayılmayacak kuralları da yok değildi. Şimdiki ziyafet ve sofra kurallarımızın atası ‘a la russe’ diye anılan Rus tarzı tüm dünyaya yayıldığı için şanslı olmalıyız…

Bir yerde yemek oldukça, sofra adabı dediğimiz kurallar zinciri de her zaman var olacak, dolayısıyla yazacak ve paylaşacak çok şey var. Çatal ve bıçak kullanımının ne zaman, nasıl hayatımıza girdiğini, çocuklara sofra adabının nasıl benimsetileceğini, dünyanın kurallara en bağlı toplumu Amerikalılar’ın bifteği parçalayarak kesip elleriyle yemelerinin sebebini, kadim geleneklerden gelen yer sofrası adabını, Osmanlı imparatorluğu sonrasında, Cumhuriyet döneminde gelişen ‘alaturka’ ve ‘alafranga’ çerçeveyi, dünya liderlerinin sofralarını, dünyanın farklı coğrafyalarında uygulanan sofra adabı kurallarını ve törenlerini merak ediyorsanız takipte kalın.

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

Comments are closed.

Menümüz