banner

Şili, Kolombiya, Meksika ve Peru Havası

Geçtiğimiz akşam Şili, Kolombiya, Meksika ve Peru Türkiye Büyükelçilikleri ve Ticari Ataşelikleri ile Pacific Alliance’ın lezzetlerini keşfetmek üzere özel ve bir o kadar da güzel bir davete katıldım.

İstanbul Meksika Başkonsolosluğu’nun bahçesinde düzenlenen davette bir yandan Pasifik İttifakı’nın 4 ülkesinin yöresel mutfaklarını teker teker tadarken bir yandan da Şili’nin ödüllü özel şaraplarını ve köpüren şaraplarını yudumlama fırsatım oldu.

Peru’dan pisco, Kolombiya’dan rom ve Meksika’dan farklı tekila ve mezcal çeşitleri olmak üzere pek çok özel şarap ve içkinin aroma ve tatlarını deneyimlediğim akşamüstü, yağmurun azizliğine uğradık ama sıcak ülkelerin sıcak insanlarının narin topraklarında yetişen meyvelerle yapılan içkilerini tatmak, onlarla yağmur altında bile olsa hoş bir ambiyans yakalayabilmek çok hoştu.

Bu davet ve yudumladığım her içki beni zihnimde öyle yerlere götürdü ki… Mis kokulu çilek şarabıyla damağıma yeni keyif köşeleri buldum, yumurta akı ve pisco ile hazırlanmış Güney Amerika’nın ünlü kokteyli Pisco Sour ile yüzüme soğuk su çarpar gibi ferahladım, Meksika menşeili tekila boğazımdan akarken kendimi Niagara şelalesinin derin sularına atlamış gibi hissettim. Şili, Güney Amerika ve Kolombiya’nın ca’nım iklimini, rüzgarını üzerine giyinmiş, içselleştirmiş olan üzümlerden, pecandan, kurutulmuş meyvelerden ve çekirdeklerinden yapılan spiritslerin her birini denedikçe de lezzet eşiği her defasında daha da ferahlayan ve genişleyen bir damağım oldu. O gün aklıma geçtiğimiz hafta Saklı Lezzetler kitabını bitirdiğim Laura Esquivel’in dünyaca ünlü Acı Çikolata kitabındaki şu bölüm geldi.

“Biz insanlar, her ne kadar içimizde bir kutu kibritle doğmuşsak da, onları tek başımıza yakamayız… oksijen ve mum ışığı gerek. Diyelim ki, oksijen sevdiğimiz insanın soluğundan bize ulaşabilir; mum ise çeşitli gıdalar olabilir. Müzik, okşama, söz ya da ses gibi ve bunlardan biri parlama nedeni olup kibritlerden birini yakar.

Bir an derin bir heyecanla kendimizden geçeriz. İçimiz sımsıcak olur, ama zamanla söner gider, ta ki yeni bir parlamayla yeniden canlanana değin. Yaşamak için herbirimiz kendi alevlendiricilerimizi keşfetmek zorundayız, çünkü bunlardan biri hayata geçtiğinde, ruhumuz için gerekli enerjiyi sağlar. Bir başka deyişle, bu alevlenme ruhumuzun gıdasıdır.

Kendimize özgü alevleyicileri zamanında keşfetmezsek, içimizdeki kibrit nemlenir ve bir daha asla hiçbirini yakamayız.

O zaman, ruhumuz vücudumuzdan koparak, zifiri karanlıklarda dolaşmaya başlar ve kendine boşuna besin arar, oysa onun besini, yalnızca terk ettiği vücuttadır, gücü tükenmiş, soğuktan eriyen o vücutta.

Eğer, aşırı heyecan yüzünden içimizdeki kibritler birden alev alırsa öyle güçlü bir ışıma olur ki olanaklarımızla gördüğümüz alanın ötesi aydınlanır ve gözlerimizin önünde ışıl ışıl bir tünel açılır, dünyaya gelirken unutmuş olduğumuz yolu görmeye başlarız. Yitirdiğimiz kutsal kökenimize götüren yoldur bu. Cansız kalmış vücudu terk eden ruh, geldiği yere dönmek ister.”

Ben o keyifli akşamüstünde kibrit kutumdaki kibritlerden birisini alevledim. Sizin kibritleriniz ne durumda? aman sakın nemlenmesine izin vermeyin.

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

Comments are closed.

Menümüz