banner

Oscarlık Yemekler Spago’da

Boğaz manzaralı odaları, mimarisi, dekorasyonu ve mutfağıyla şimdiden konuşulmaya başlanan Nişantaşı’ndaki St. Regis İstanbul’daydım. Teras katındaki Spago restoranın ödüllü, onlarca restoranı başarıyla yürüten iki Michelin yıldızlı ünlü Şefi Wolfgang Puck’ın daveti üzerine bir grup yeme içme yazarı arkadaşımla akşam yemeğine gittik. Şef Puck’ın bizlerle akşam yemeği yiyecek olması benim için değerliydi zira kendisi 1995’ten beri Oscar törenlerinin resmi aşçısı ve Nicole Kidman’dan Penelope Cruz’a, Victoria Beckham’dan Oprah Winfrey’e pek çok kişiye özel menüler hazırlamış bir isim.

Bizleri elinde kadehle karşılayan Şef Wolfgang Puck, her fırsatta bu büyüleyici şehirde olmaktan mutluluk duyduğunu ifade etti. Şef, en iyi malzemeyi seçmek için şimdiden İstanbul’un en taze balıklarının ve sebze meyvelerinin satıldığı yerleri keşfetmiş bile.

Şehre yepyeni bir lezzet kültürü getirme iddiasıyla açılan restoran, Şef Puck’ın Amerika dışındaki ilk restoranı. Dünya genelindeki 34. restoran olarak İstanbul gibi metropolit bir lokasyonun seçilmesi tesadüf olmasa gerek.

Boğazı 180 derecelik açıyla gören, tavandan yere kadar inen camla alan derinliği sağlanmış teras katında konfor ve rahatlık ön planda. Ödüllü mimar Emre Arolat tarafından tasarlanan St. Regis İstanbul, 1920’lerin Türkiye’sinin ruhunu otelin her noktasına yansıtmış. Uzun barı ve ışıklandırmasıyla sofistike bir ambiyans sağlayan mekanda, birkaç günlüğüne İstanbul’da bulunacak olan Şef Puck’ın sunacağı yemekleri tatmak için sabırsızlanıyordum.

Şef Wolfgang Puck ve Executive şef Peleg Miron’un bizler için hazırladığı yemeklere gelirsem… En baştan söylemeliyim, beğenmediğim veya burun kıvırdığım hiçbir lezzet olmadı. Yani az sonra okuyacaklarınız tamamen pozitif ayrımcılıkla yazıldı, sonuna kadar hak ettiğini düşündüğüm için…

İlk başta Susam-Miso konileri içinde Acılı Tuna Tartar geldi. Uzak Doğu esintili bu küçük aperatifle tatlı, acı ve tuzlu birbiriyle güzel bir uyum yakalamış.

Ardından Şef Puck’ın spesiyallerinden Füme Somonlu Pizza masamızdaydı. Kenarı kalın ama yumuşak, tabanı incecik bir hamurla yapılmış olan pizzanın içinde dereotlu Creme Fraiche, frenk soğanı, somon incileri bulunuyor. Ben gibi somonu tek başına sevmeyenler için harika bir karışım. Creme Fraiche damağınızda güzel bir his bırakıyor. Evet, bol kalorili ama buna değer…

Acılı domates, yaban turpu sosu, alt tabanında incecik bir panna cotta ile servis edilen Kuzey Amerika Istakozu ve Kral Yengeç “Louis” Kokteyli, hem hafif hem de içinde kullanılan sosla her lokmasında ağızda güzel bir lezzet uyandırıyor.

Buharda pişmiş Hong Kong usulü levreğe gelince; levrek benim damak tadıma göre biraz tuzluydu ama masadaki arkadaşlarıma normal geldi. Chili yağı, zencefil, bezelye, pak çoy lahana ile servis edilen levrek taptaze ve yine sosu ustalıkla bir araya getirilmiş. Dolayısıyla tuzunu görmezden gelebilirim 🙂

Şef Puck, sunduğu menüye levrekten sonra bir de et eklemiş. Comte peynirli patates püresi ile gelen Fillet Migron Steak “Au Poivre” Armagnac, dünya genelinde olduğu gibi az pişmiş halde geldi. Etin lezzeti sahiden böyle alınabiliyor. Yanındaki patates püresi, içinde bulunan comte peyniri dolayısıyla bizdeki muhlama gibi uzuyor. Zarif ve küçük bir çatal kaşık şovuyla peyniri uzata uzata tabaklara servis edilen patates püresini görünce, şefin bizim muhlamayı çatalla uzatarak yiyor olduğumuzu birilerinden duymuş olabileceği aklıma geldi J

Finalde benim ana yemek yerine bile tercih edebileceğim tatlılar var. Her biri damağımıza ayrı mutluluk yaşattı ama özellikle iki lezzetten bahsetmek istiyorum. İlki Çikolatalı Sufle. Neredeyse küçük bir tencere büyüklünde gelen sufleyi hem bu büyüklükte yapmak hem de kıvamını tutturmak sahiden ustalık istiyor. Çünkü suflenin dışı çok hafif sert ama içi sıvı ve akışkan olmalı, pişirme süresi çok önemli, çiğ kokmamalı. Creme Fraiche, çikolata sosu ve Gianduja dondurması ile servis edilen sufle beni benden aldı. Mutfakta bir Fransız mı var soruma önce ‘hayır’ cevabı aldım, ardından emin misiniz diye sorunca tatlı şefi Kemal Bey’in Türk- Fransız kökenli olduğunu öğrendim. İki derin ve köklü mutfaktan ilham alan şefin bize tek bir tabakta sunduğu nefis bir sufleydi bu.

Bayıldığım bir diğer tatlı Fırınlanmış Alaska oldu. Şef safranlı bezenin içerisine fıstıklı dondurma koymuş ve sanki tabağın ortasına büyük bir mereng topu bırakmış gibiydi.

Spago’yu özel kılan bir başka özellik de, denediğim dört farklı çeşit kokteyldi. Geniş bir kokteyl menüsüne sahip olan restoran her denediğimde parfüm kokluyormuşum ya da bir çiçek bahçesinde dolaşıyormuşum gibi kokan kadehler sundu. Vodka, elderflower likör, lychee püresi içeren ‘Show me love’ hepimizin favorisi oldu.

Dostlarınızla, konuklarınızla, arkadaşlarınız ve ailenizle keyifli bir vakit geçirmek ve tattığınız her lezzetten ayrı bir ilham almak istiyorsanız Nişantaşı’ndaki bu nezih mekanı sık sık programınıza almalısınız. Zira sektörün iki yıldızı, Starwood Hotels & Resorts ve Demsa Group ortaklığı ile açılan St. Regis İstanbul’un terasındaki Spago Restoran’ın üzerine Şef Wolfgang Puck’ın elindeki sihirli çubuk çoktan dokunmuş bile.

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

Comments are closed.

Menümüz