banner

Kahve ‘FEDERAL’leşti

Çaycı bir milletiz biz…

Gözümüzü açtığımız an şöyle demli, mis kokulu bir çay içmek isteriz. Evde, ofiste, sokakta, cafede, okulda, her yerde hayatımızda çay baş köşeye oturmuş yıllardır.

Çayı tahtından eder mi bilinmez ama özellikle son yıllarda artan Kahve Dünyası, Starbucks, Gönül Kahvesi, Gloria Jeans, Caribou.. gibi zincirlerle ve son iki yıldır çokça açılmış olan üçüncü dalga kahvecilerle artık kahveye ulaşmak daha kolay.

Kahvecilerin eriştiği alan geliştikçe, kahveyi de ne kadar çok seven bir toplum olduğumuzu gördük aslında. Kaç nesildir Eminönü’ndeki Kuru Kahveci Mehmet Efendi’nin kapısında kuyruk olan insanlarız nihayetinde 🙂

Kahveye çocukken Türk kahvesi ile başlayıp, babamın Kıbrıs’tan getirdiği teneke kutulardaki nescafe ile devam ettim. Sonra üniversiteye giderken, Anadolu’nun olmazsa olmazı Türk kahvesi ve falları ve sınav zamanı uyumamak için bardak bardak içtiğim Nescafe Klasik (sütsüz nescafe) eşlik etti hayatıma bolca.

İş hayatına girince Nescafe ‘üçü bir arada’ ile kolay hazırlayıp hemen kahve krizimi atlattığım kahve seanslarım, şekeri bırakmamla ‘ikisi bir arada’ya döndü. Sonra diyetisyenimin ‘bu kahveleri içmek yemek kaşığıyla zeytinyağı içmekle aynı’ uyarısıyla onlardan da uzaklaştım. ‘Süte nes’ yapmaya başladım.

Londra’da favorim zincir kahveci EAT ve 3. dalga kahveci NOTES

Kırılma noktası, işten ayrılıp Londra’ya yerleşince gerçekleşti. Onlarca kahveci, istersen laktozsuz, istersen organik süt kullanıp tercih ettiğin ülkenin bahçesinden ithal edilmiş çekirdeği gözünün önünde çekip taptaze kahve sunuyordu. Her gün farklı bir mekanda, farklı bir kahveyi denemeyi alışkanlık haline getirdim böylelikle. Londra’da en çok hangi kahveyi seviyorsun diye sorarsanız, muhtemelen size organik sütle kahveye kattığı farklı lezzetiyle EAT, çeşitli demleme yöntemleriyle bana ‘vaaouv’ dedirten NOTES derim. PRET A MANGER her noktada ulaşılabilir olmasına rağmen kahveyi sabah yapar, daha doğrusu acı, instant kahveyi kazanda kaynatır ve tüm gün bunu sunar mesela, kahvelerin en fenasıdır ama sirkülasyon vardır ve insanlar sandviçini alırken kahvenin kalitesine dikkat etmeden bir kahve de söyler ve içer.

Londra’da da İtalya, Amerika ve Avustralya kadar olmasa da sabahları bir kahveyle uyanmak adetten. Hele hele eviniz veya işyeriniz merkeze ve küçük kahve dükkanlarına yakınsa…

Sonra Türkiye’ye döndüm, henüz daha 3. dalga kahvenin esamesi okunmuyordu. Yanlış hatırlamıyorsam Bağdat Caddesi’ne Drip Coffee, Bebek’e de Cup of Joy açmış, diğer kahve zincirleri de daha da büyümüştü. Kahve tüketim oranı gitgide artıyor, insanlar kahve içtikleri mekanda sosyalleşiyorlardı

Üçüncü dalga kahve nedir bilmediğim (meğer Londra’dakilerin çoğu üçüncü dalga imiş…), sadece internetten okuduklarımla kalmak istemediğim için, yine o dönem Teşvikiye’de açılmış olan MOC İstanbul’un kurucularından Sam Çeviköz’ün kapısını çalmıştım. Araştırmalarım beni Habeşistan’dan Etiyopya’ya, Osmanlı’dan İtalya’ya savurdu. Sonra Coffeetopia Şerif Başaran ile tanıştım, yeni çekirdekler tattıkça damağım gelişti ve çorap söküğü gibi geldi. Kahveyi ve detaylarını öğrendikçe kokusundan büyülendiğim bu bitkinin daha da dibine indim.

Özetle; kahve gönül işi. Kavurması, hazırlaması, sunması her biri ayrı ritüel. İster Türk kahvesi yapın, ister 3. dalga kahve. Bu işe gönül veren, hatta hayatını adayanlardan birisi işte Sam Çeviköz. Kendisiyle ilgili detaylı bilgiyi BURADA bulabilir veya Youtube videolarımdan  izleyebilirsiniz.

Kahve ‘FEDERAL’leşti

Sam, üç ortak olarak Ministry of Coffee iddiasıyla açtıkları ve 3. dalga kahvede en çok konuşulan marka olan MOC İstanbul’dan kısa bir süre önce ayrıldı. İsim hakkını ortaklardan birisine verdi. Diğer ortaklardan biri olan Levent Koçarslan ile yepyeni bir marka yaratıp ‘Federal Coffee Company’ ismiyle yoluna devam etmeye başladı. Dolayısıyla MOC’ta içtiğiniz kahvelerin çekirdekleri ve beğenerek içtiğiniz kahveleri hazırlayan baristaların çoğu artık Federal’de.

FEDERAL’den gelen en güzel haber de Galata Kulesi’nin karşı sokağına açtıkları yeni şube oldu. Sam’i burada yakaladım. Yakaladım diyorum çünkü bu ara iki ortak Tarabya’daki kahve fabrikasının ve Kanyon’daki yerlerinin yanısıra, Arnavutköy’de, Ankara’da ve İstanbul’da yeni açacakları şubelerinin telaşı ve heyecanı içindeler. Suada zaten baharla birlikte hizmet vermeye başlıyor olacak. Yani Federal gümbür gümbür geliyor. 🙂

Türkiye’ye nitelikli, içilebilir kahve getirip damak zevkimizi geliştiren, bizi ‘kahve ile mutlu eden’, kahve tüketiminin yaygınlaşması için çalışan herkese saygım sonsuz. Her geçen gün daha da artmaları dileğim…

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

Comments are closed.

Menümüz