banner

Güle güle Seval Akbaba

Öyle uzun sohbetlerim olmadı onunla… 

Topu topu bir senedir tanışıyorduk ama tüm sevenleri gibi benim de içimi dağladı gitti…

Bir gıda firmasının basın toplantısında onca kalabalığın içinden yanıbaşıma denk düşmüştü. Kim olduğunu bilmiyordum. Herkes yemekle ilgili bir şeyler yaptığı için ‘Sizi nereden tanımam gerekiyor, nerede yazıyorsunuz? diye sordum. Her zamanki ama benim ilk kez canlı tanık olduğum gülümseyişiyle güldü, ‘belki televizyondandır’ dedi. ‘Mümkün değil televizyon izlemiyorum çünkü’ deyince şaşırdı, açıklamaya başladı. ‘TRT’de Sokak Lezzetleri diye bir program var, hiç duydunuz mu, onu sunuyorum’ dedi. Evet, ben o programı biliyordum ama Youtube’tan!

Programın çok izlendiğini ve artık İstanbul dışına çıkıp Anadolu’daki lezzetleri çekeceklerini söyledi. Sohbet oradan oraya savurdu bizi. Kendisi de TRT’de program yapmasına rağmen, ‘neden sen de bizim kanala bir program çekmiyorsun’ dedi. Şaşkınlığımı gizleyemedim, kendisine rakip olacağını bile bile bana ‘program yap’ mı diyordu??

‘Bilmem, TRT’den kimseyi tanımıyorum ki, nasıl yapayım’ derken diğer yandan kadının ne kadar yüce gönüllü olduğunu düşünüyordum. ‘Yapmaaa, bahane üretme, al eline kamerayı, çık sokağa, çek, sonra da götür kanala izlet, artık her önüne gelen program yapıyor, sen niye yapmayasın’ dedi!!!

Aylarca zihnimde gülümseyerek hatırladım bu kareyi. Kendi program yaptığı kanala benim de program yapmamı, hatta ‘kendi alanı olan yemek konusunda benzer bir program’ yapmamı öneren bu kadını hep gülümsemeyle ve o günkü naifliğiyle hatırladım. 

Sonra ara sıra yazıştık. Ben zaten onu tanımadan önce izliyor olduğum programlarının müdavimi oldum. İzlemediğim bölümlerini akşam yatmadan önce açtım izledim. Moralim bozuksa bile gülümsemesinden enerji aldım, gülümseyerek uyudum…

Hastalığına teşhis konduğu ama ikimizin de haberinin olmadığı günlerde Youtube’ta benzer programlarla karşılaştırıldığında ne kadar fazla izlendiğini konuşuyorduk en son… Hatta sonradan öğrendiğime göre televizyonda yayınlanan programın tekrarı bile çok izleniyordu. Başarısından mutlulukla konuşup yoğunluğu içerisinde bir şeyler yapabilir miyiz diye fikir alışverişinde bulunuyorduk.

Sık sık aklıma geliyordu, yoğundur, şehirdışındadır, İstanbul’a geldiğinde de dinleniyordur diye aramadım, yüzyüze görüşemedik…

Vefat haberini aldığımda kalbimin ortasına koca bir taş oturdu, dünya karardı, mideme kramplar girdi. Belki önceden bilsem, hazırlardım kendimi. Yanında olurdum… Sağlığına kavuşsun diye dua ederdim… Halbuki instagram hesabına ara ara girip, kendi güncel fotoğrafını göremeyince fotoğrafın altını da okumadan kapatmış, hatta içimden ‘keşke instagramı daha çok kullansa’ diye geçirmiştim. Yazmış meğer, ne kadar büyük acılar çektiğini…

Kanser çevrende kime musallat olur diye sorsalar en son söyleyeceğim isimdi. Bu kadar enerjik, hayata gülümseyerek bakan, hayat dolu, iyi niyetli, temiz kalpli bir insana hiç yanaşır mıydı? Meğer safra kesesinden başlamış, karaciğere geçmiş, metastaz yapmış zamanla tüm vücuduna… Yazarken bile öyle zor ki… Gittiğine inanamıyorum, cıvıl cıvıl sesi kulaklarımda.

  • ‘Sen de Mehmet Yaşin gibi ikinci tabağı istiyor musun, tabağı ekmeğinle sıyırıyor musun? Kahkahayla güldü.
  • ‘Yoook yer miyim, kameramanlara yedirip ben ucundan tadına bakıyorum, yoksa bu kiloda nasıl kalırım’

Onu bu sözleriyle ve sosyal medyada paylaştığı aşağıdaki metinle hatırlamak istiyorum. Mekanın cennet olsun, nurla içinde uyu Seval Akbaba… Artık daha sık #sokaklezzetleri ‘nin tadına bakacak, her defasında seni hatırlayacağım…

“Dünya her birimiz için, onu ne biçime sokmak istiyorsak öyle olacaktır. Onun gerçek sahipleri güler yüzlü insanlardır. Herkes kendi küçük dünyasını yaratır. Neşeli insanın dünyasında neşe vardır. Hiç bir şeyden memnun olmayan insan için dünya cehennemdir. Güzellik bir kudrettir, tebessüm ise onun kılıcıdır. Charles Reade”

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

Comments are closed.

Menümüz