banner

Gaziantep’te 48 Saat

Gaziantep denince akla ilk başta kebap ve baklava gelir. Yemek kültürümüzü en iyi yansıtan, ilk günkü gibi koruyan kıymetli illerimizden Gaziantep. 5 bin yıldır Arap, Türk, Kürt, Ermeni, Süryani, Hıristiyan.. onlarca kültür ve medeniyetin yaşadığı bu topraklar o kadar zengin bir mutfağı barındırıyor ki, katmerinden kebabına, nohut dürümünden beyranına anlatacak çok lezzet var. Biliyorum sizler de ‘bir fırsatını bulsak ya da yaratsak da gitsek’ diye geçiriyorsunuz zihninizden. Size haftasonu, sadece iki günlüğüne gidebilenler için güzel bir liste hazırladım. Direk çıkışını alın gidin derim 🙂 Mutlaka eklenecek yerler vardır, onları da Gaziantepli okuyucularımızdan yazının altına yorum olarak bekliyorum.

Bu arada eklemem gerek; instagramda paylaştığım #nohutdurum videom rekora gidiyor. Meğer ne çok kişi bilir, kendi arasında bu yapımı basit ama leziz sokak lezzetini konuşur dururmuş. İlerleyen günlerde sırf nohut dürümle ilgili bir yazı yazacağım. Şimdiden keyifli bir gastrotur dilerim 🙂

KONAKLAMA

Gaziantep’e gelirken 4 ve 5 yıldızlı otellere hiç bakmadım. Hem lokasyon olarak merkezde gitmeyi planladığımız yerlerden uzaklar hem de zaten her seyahatte bu tarz otellerde kalma şansımız var. İstedim ki bana Antep’in dokusunu, havasını hissettiren, yaşanmışlıkların olgaziantep5duğu bir otel olsun. 2006 yılında Timur ve Dila Schindel’in restore ederek Antep’e kazandırdığı Anadolu Evleri’nde kaldım. Taş duvarlarla çevrili iki avlusu bulunan bu otel, şehrin merkezinde, geleneksel motiflerle, aslına uygun olarak dekore edilmiş. Ertesi gün kalktığımda gece yağmur yağmış, şehirde duymayı unuttuğum, birbirine karışan kuş sesleriyle uyandım. Avluda otele tekrar hayran kaldım. Bu aralar Karagül Dizisi’nin bazı sahneleri bu otelde çekiliyor. Videosu için Tıklayın

KAHVALTI

Gaziantepliler kahvaltıyı öyle peynir, zeytin, yumurta ile yapmıyorlar. Beyran ve katmer kahvaltının baştacı. Pek çok cadde üzerinde veya sokak arasında beyran satan yere denk gelebilirsiniz ama yaklaşık 60 yıldır hizmet veren METANET LOKANTASI beyran (14 TL) için doğru adreslerden birisi. Sahibi Ökkeş Usta, beyranı hazırlayan ve 55 yıldır bilfiil orada çalışan Mustafa Usta, isterseniz size yapılışını gösterip detaylı bir şekilde anlatıyor da. İçinde kullanılan iç yağı haricinde her şey damak tadıma uygundu. Videosu için Tıklayın

Kahvaltıda beyran değil katmer yiyebilirim derseniz KATMERCİ ZEKERİYA USTA bu işte başı çeken yerlerden ama bana darılmasın, Metanet Lokantası’nın karşısındaki METANET KATMER’de Ökkeş Usta’nın oğlu Gültekin bana bir katmer (17 TL) yaptı. Mutluluktan ağlayacaktım. Yapılışında özel bir hamur kullanılıyor katmerin. Bir gün önceden bekletiliyor, sonra sade yağ ile yağlanarak incecik baklava hamuru gibi elde açılıyor. İçine yeniden sade yağ sürülerek bolca Antep fıstığı, toz şeker ve süt kaymağı konuyor. Kare bohça şeklinde kapatılarak 5 dakikalığına meşe odunuyla yanan fırına veriliyor. Fırından çıkınca özel bir kesim şekliyle üçgen parçalar haline getirilip tabağa diziliyor ve tabağın tam ortasına yeniden bir koca avuç süt kaymağı konarak bol antep fıstığıyla son dokunuş yapılıyor.

Beyran da katmer de yemem derseniz klasik kahvaltı sunan ve bazı yerel malzemelerle kahvaltıya renk katan ORKİDE PASTANESİ de var ama yerinizde olsam iki günlüğüne geldiğim şehirde halk nasıl kahvaltı ediyorsa öyle yapardım kahvaltımı 🙂 Bu arada Orkide’nin katmeri ünlü.

KUŞLUK

Bu yediklerimizle doymayabiliriz. Sabah erken saatte yakalarsanız Bakırcılar Çarşısı’nın içindeki CİĞERCİ ABİDİN USTA veya Antepliler’in sabahları erken saatlerde tükettiği nohut dürüm yapan bir yeri yakalayın derim. Ben de daha önce bilmiyordum, Antepli roman yazarımız sevgili Ahmet Ümit ile Gourmet and Styling Dergisi  için yaptığımız röportajda o söylemişti. Nohut dürüm içinse DÜRÜMCÜ ADİL USTA önerim ama olur da yakalayamazsanız Metanet Lokantası’nın hemen yukarısındaki DÜRÜMCÜ MUHTARIN YERİ’nde bir dürüm götürebilirsiniz. İsteyene yarım da yapıyor. Lavaşın arasına nohut, üzerine elde kesilmiş patates cipsi ve maydanoz domatesten oluşan salata koyup kimyonluyorlar. Girişte ‘instagram rekoru kırdı’ dedgaziantep6iğim video bu 2,5 TL’lik nohut dürüme ait. İzlemek için Tıklayın

Çok yedik, hem dinlenelim hem de keyif yapalım derseniz yine Metanet’in köşe başında yer alan TAHMİS KAHVESİ’nde menengiç kahvesi veya zahter çayı içebilirsiniz. Buranın normal çayını içemedim, o kadar acıydı ki şeker attığım halde acılığı gitmedi.

ALIŞVERİŞ

Kahveyi içtikten sonra çok uzaklaşmadan soldaki Almacı Pazarı’nı ve sağdaki Bakırcılar Çarşısı’nı gezebilir, isterseniz baharat, fıstık, salça, zahter, menengiç kahvesi alışverişinizi yapabilirsiniz. Taşımak zorunda değilsiniz, aldığınız dükkanlar sizin için muhafaza ediyor. Ben sevgili arkadaşım Pınar Bostancı, nam-ı diğer Gezenyer tavsiyesiyle hemen meydandaki Köroğlu Baharat’a gidip Tarık’ı buldum. Hiç aklımda yokken kuru patlıcan, acur, kırmızı biber kolilettim. Bana bir restorana özel 15 kilo hazırladığı ve fazla gelen bir miktar acukayı hediye etti. İçine sarımsak ve ceviz koyup kahvaltıda yiyorum, yıkılıyor. Tarık isterseniz aldıklarınızı arkanızdan hemen kargolayabiliyor da.

Karşı sol çarprazındaki dükkandan da menengiç kahvesi aldım. Menengiç fıstığın aşılanmasıyla elde ediliyor, görüntüsü karabiber toplarına benziyor. Bunu ister sıvı, ister toz halinde taze çektirebiliyorsunuz. El bagajıyla gittiyseniz toz çektirmek mantıklı. Ben her ikisinden de aldım. Giderseniz Bülent’i bulun, yardımcı olacaktır. Tahmis Kahvesi sıvı halini kullanıyormuş, eve döndüğümde Bakırcılar Çarşısı’ndan aldığım bakır cezve ile yaptım, enfes oldu…gaziantep7

Bakırcılar Çarşısı’nı bitirip de İmam Çağdaş’ın önünden ilerlediğinizde solda karşınıza EBRAR diye bir FIRIN çıkacak. Burada kahveden, kömbeye, katmerden simite bir dolu şey yapıyor Ali Usta. Tam 60 yıldır burada. Odun fırını olduğunu söylememe gerek yok. Ben her bir tatlı tuzlu kurabiyeden birer kilo aldım çünkü ustamın söylediğine göre 3 ay dayanıyor. Sohbeti o kadar tatlı ki, gidin, o size kömbeleri kutuya koyarken sohbet edin 🙂

ÖĞLEN

Ebrar’dan çıkıp düz yürüdüğünüzde sağda Zeytinhan karşınıza çıkacak. Buradan da zeytinyağı, zahter, nane gibi şeyler aldım. Yine buradan aşağıya doğru devam ettiğinizde Gaziantep Kalesi ile karşılaşacaksınız. Kalenin içi gezilebiliyor ama malum yemek yemeye gelmişiz, kaleyi vakit kalırsa dolaşabiliriz deyip aşağıya, Kamil Ocak Stadyumu’na doğru yürüdük. Stadın hemen ilerisinde yer lan AŞİNA LOKANTASI, Antep’in yerel ev yemekleri yapan mekanlardan. Gece gündüz sürekli dolu. Burada yuvalama, içli köfte ve kuru patlıcan- biber dolması denenebilir.

Midemizi çok doldurmadan yolun karşı yönündeki KELEBEK RESTORAN’a gittik. Burası Mehmet Yaşin’in Hürriyet Gazetesi’ndeki Antep yazısı sonrası geldiğimiz mekanlardan birisiydi. Kızmasın ama kebapları İstanbul’dakiler gibi. Simit kebabı, patlıcan kebabı ve kuzu şiş söyledik. Kuzu şiş sert, pek çok baharat kullanılan simit kebabında ise ağırlıkla tarçın tadı geliyordu. Patlıcan kebabı için bir şey söyleyemem çünkü zaten patlıcanın mevsimi değildi. Antep’e baharda gidecekseniz keme kebabı deneyin derim, ben gittiğimde henüz çıkmamıştı. Yaza doğru mayıs gibi de yeni dünya kebabı yemeden dönmeyin derim.

Kelebek’ten sonra güzergahı ÜÇLER RESTORAN’a çevirdik. Antepliler’e en güzel lahmacun nerede yapılır diye sorduğumda burayı söylediler. Lahmacunu güzel ama eti çok çok az pişmişti ve servisle ilgili bir koordinasyonsuzluk vardı. Siparişimiz almaya çok geç geldiler, hesap ödemek içinse kimse ilgilenmeyince kendimiz kasaya gidip birini bulmaya çalıştık. Antep’in genelindeki uygun fiyatlara rağmen, buradan bir lahmacuna alınan 5 TL fazla geldi. Bu ufak aksaklıklara rağmen Antepli ailelerin gittiği bu mekana gidin bence.

Yediklerimizin üzerine baklava şart oldu. Ana cadde üzerinde Üçler’den iki ışıklar sonra geldiğimiz AYINTAP BAKLAVACISI’nda aldık soluğu. Tadımlık şöbiyet, dolama, bohça ve kadayıf söyledik. Yediklerimiz güzeldi ama ben daha eski ve yaşanmışlığı üzerinde olan bir mekan beklerken Mado benzeri bir dekorasyonla karşılaşınca biraz şaşırdım. Dolayısıyla çok oturmadık. Yediklerimizi eritmek için Kale’ye doğru yürüdük. Hafif meyilli yokuşu çıkmadan önce Arkeolojik Cam Müzesi’ni gezdik. Bu müze özel bir şahıs müzesi ve içinde kalkolitik devirden roma’ya helenistik dönemden islamiyet dönemine pek çok eser var. Sahibi bu eserleri uzun yıllardır yerel halktan toplamış. Çok kıymetli…

Buradan çıkıp hemen karşısındaki TARİHİ KIR KAHVESİ’nde soba başında oturup çaylarımızı yudumladık. Sanırım yine kaçak çaydı ve bizim aroma verin diye azıcık kullanmamız yerine tamamını bu çayla demliyorlardı.

ANTEP’TE 2. GÜN

KAHVALTI

Sabah avludaki kuş seslerini dinleyip otelin üst katında sunduğu kahvaltıdan biraz atıştırıp dışarıya fırladık. İlk durak bu sefer katmerin babası sayılan KATMERCİ ZEKERİYA USTA. Zekeriya Usta artık kasada duruyor, dükkanı oğlu idare ediyor, bana da çok keyifli bir şekilde katmeri nasıl yaptıklarını anlattı. Bir porsiyonu tek başınıza yemeyin, mutlaka paylaşın diye de uyardı. Katmer videosu için Tıklayın

Katmer ile şeker yüklemesi yapınca soluğu TÜTÜN HAN’da aldık. Hanın ortasına otantik yer masaları kurulmuş. Soğukta üşümeyelim diye yorganımızı bile düşünmüşler, zira bir anda yağmur bastırdı, tam zamanında yorganın altına girmişiz.

Çaylarımızı içip Antep’in kıymetli müzelerinden EMİNE GÖĞÜŞ MUTFAK MÜZESİ’ne geçtik. Burası ilk turizm bakanı Ali İhsan Göğüş’ün bağışladığı ve yapımı 1909’da tamamlanan tarihi bir konak. Antep’e gidildiğinde görülmesi gereken müzelerden.

ÖĞLEN

Müzeden çıkıp yine Kale yönüne doru yürüdük. Gezi boyunca yürümeye çalıştık, yediklerimizin üzerine bir de taksi kullansaydık midemiz zorlanabilirdi 🙂 Kale’yi ve biraz ilerisindeki tren garını geçip ZEUGMA MOZAİK MÜZESİ’ne geldik. Pek çok kıymetli mozaiğin sergilendiği müzede elbette Çingene Kız ile buluşmamız en heyecan verici olanıydı. Karanlık, siyah kadife perdelerle çevrelenmiş bir odada, ışıkların üzerine çevrildiği Çingene Kız mutlaka görülmesi gereken esgaziantep9erlerden. Yaklaşık 1 saate müzeyi dolaştıktan sonra buraya 3 dakika yürüme mesafesindeki KEBAPÇI HALİL USTA’ya geldik.

Burası Antep’te en iyi KÜŞLEME nerede yenir sorumuzun cevabı olmuştu sürekli. Nitekim yanılmadık. Küşlemenin yanına simit kebabı ve kuzu şiş söyledik. Kelebek’tekinin aksine kuzu yumuşacıktı. Küşleme hiç bitmesin istedik ama daha deneyeceğimiz başka şeyler olduğu için tadına bakmakla yetindik. Simit kebabı ise 10 üzerinden rahatlıkla 7-8 alır. Bakır bardakta gelen ayran ve bol acılı salata da yediklerimizle güzel gitti. (aman pideye dokunmayın, midenizi boş yere doldurmayın 🙂 ) Mekan 14.30’a kadar açık, daha geç giderseniz boş mutfakla karşılaşırsınız.

İKİNDİ

Yeniden Çarşı’ya döndük. Sürekli önünden geçtiğimiz AĞAMOĞLU BAKLAVA’da iki tek baklava attık. Bizi görünce dükkanın önüne çık
an Berkay ve Paşa dünya tatlısı iki çocuk. Nasıl gaziantep8saygılı, nasıl efendiler görseniz.. Hem okula gidiyor hem de burada baklavanın inceliklerini öğreniyorlar.

Buradan sonra GÜMRÜKHAN’a geçtik ve şu ünlü çift renkli kahvesinin tadına baktık. Kahve ile ilgili detay veremiyorum çünkü paylaşmak istemediler. Kahve içmek istemezseniz zahter çayı da var.

Bu arada Antep’te evlerde kebabı hazırlayıp taş fırına getirip pişirtmek çok yaygın. Neredeyse her sokaktan bir kebap kokusu geliyor bu fırınlar sayesinde.

Buradan sonra YEMİŞHAN’a geçtik. Gezenyer Pınar buraya bir süre önce geldiğinde Sahan Restoran’dı ve çok kötü tecrübelerle ayrılmıştı. Şimdi Sahan kapanmış, artık Yemişhan Restoran olarak toplu yemeklere, turlara hizmet veriyorlar. Oturmadık, bize boşken sıcak gelmedi. Gezilecek başka bir yer de yoktu.

Dönerken Almacı Pazarı’ndan geçip zorla (Antepliler çok cömert, almazsanız bozuluyorlar, almazsanız kabalık etmiş olursunuz) ikram edilen fıstıklarla ceplerimizi doldurarak ÇELEBİOĞLU BAKLAVA’ya geldik, baklavalarımızı paketlettirip ZİNCİRLİHAN’a geçtik. Burası mini Kapalıçarşı gibi. Fiyatlar çarşıya göre epey yüksek, tamamen turistik eşyalar satılıyor.

AKŞAM

Finali dillere destan İMAM ÇAĞDAŞ’ta yapalım dedik ve burayı en sona bıraktık. Uçağımız kalkmadan önce gelip küşleme, simit kebabı ve kıymalı- kuşbaşılı Ali Nazik söyledik. Mekanda kebaplar 20- 25 TL civarında. Ünlü olunca gözünüz korkmasın. Bakır kapta sıcak sıcak gelen küşlemesini beğendik ama diğer kebaplar övüldüğü kadar muhteşem gelmedi bize. Normal, her yerde yenebilecek cinstendi. Ünlü olunca üzerlerine rehavet çökmüş olabilir, normaldir. Kapının girişinde çeşitli illere gitmek üzere sürekli kolilenen baklavaları görünce havuç dilimi, dolama ve kare baklava söyledik. İmam Çağdaş tutkunları için üzgünüm ama daha güzellerini yedim… Garsonun show olsun diye baklavayı kendisinin yedirmesi çok samimi gelmedi.

İmam Çağdaş bence standart bir kebapçı gibi ama adettendir ya, Antep’e gelip de buraya gitmemek Paris’e gidip Eyfel Kulesi’ni görmemek gibi bir şey. Yazdıklarımdan önyargınız oluşmasın, gidin deneyin ama herkesin mekanla ilgili ‘popüler olunca lezzetler de değişti’ yorumu da kulağınızın bir köşesinde kalsın 😉

GAZİANTEP’TE BAKLAVA NEREDEN ALINIR?

  • İmam Çağdaş- Son iki yıldır ünlenince bozdu diyorlar. Gitmeden önce de duymuştum. Baklavaları muh-te-şem-di diyemeyeceğim.
  • Koçak- Şu an iyi ama o da İmam Çağdaş gibi fabrikasyona dönerse yazık olur diyorlar.
  • Baklavacı Zeki İnal- hakkında hep övgü duyduğum yerlerden, İstanbul’da bir mekana günlük baklava verdiği için sık sık deniyorum, o yüzden Antep’te başka markaları denemek istedim.
  • Ayıntap Baklavacısı- Yediklerimiz güzeldi ama dekorasyon fazla cafcaflı olmasa, biraz Antep havasını yansıtsaydı daha çok severdim. Önemli olan baklava, görüntüyü boşverin 🙂

gaziantep3

  • Ağamoğlu Baklava- Sırf Berkay ve Paşa’yı görmek için bile gidilir. Baklavasını beğendim ama çarşının göbeğindeki mekan için instagramda “40 yıllık Antepliyim, burayı ilk kez duyuyorum” yazanlar oldu. Baklavası boğazımı yakmadı ve şekerimi çıkarmadı, ılık, hışır hışır ses çıkarıyordu.
  • Çelebioğlu Baklavaları- Antepliler evine buradan alışveriş yapıyor.

NOT: Havaalanında herkesin elinde istisnasız baklava çantaları vardı. İmam Çağdaş ve Koçak’ın yoğunlukta olduğu paketlerin yanısıra bir de Ünlüer ve Çelebioğlu vardı. Ünlüer’i denemediğim için bir yorum yapamam ama Anteptir, ne yapsa güzeldir. Umarım bazı baklavacıların baklava yaparken glikoz kullandığı tamamen şehir efsanesidir, yoksa gerçekten yazık olur…

Not: Yazıyı beğendiyseniz aşağıdaki ikonlardan paylaşalım ki gidenlere faydamız dokunsun 🙂

 

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

Comments are closed.

Menümüz