banner

Earl’ün bebeğini istemiyorum keki…

İçinden YEMEK geçen filmler bölümünü hazırlayan Sinema yazarımız Hasan Gürkan sizler için ‘Waitress- Garson Kız’ filmini değerlendirdi. Keyifli okumalar…

Alışılagelen kek tarfilerine bir alternatif sunuyor Waitress filmi. Türkçeye Garson Kız olarak çevrilen film, “Earl beni öldürecek keki”, “Jim’le olmaz keki”, “Bu bebeği istemiyorum keki”, “Sıcak gün keki” … gibi farklı 18 çeşit kek tarifleri ile kek dünyasındaki ezberleri bozuyor.

Kek yapma yarışmasına katılarak birinci olma hayali kuran evli ama mutsuz bir kadın… Hamile olduğunu fark etmesi ile tüm planları altüst olur. Şizofren tavırlar sergileyen ve aşırı kıskanç olan kocası ise Jenna’nın mutfak yeteneklerinin daha da gelişmesini sağlar. Mutsuz evliliğine bir alternatif olan karnındaki bebeğini kontrol için gittiği doktor Jim ile bir yakınlaşma olur… Ama asıl filmde pişirilen ve tarifleri verilen kekler, filmi, yemek odak noktası açısından oldukça cazip kılıyor.

Film, Jenna adında (Keri Russel) bir garson ile ona şiddet uygulayan kocası Earl (Jeremy Sisto)’ün buruk evliliklerinin dramını anlatıyor. Jenna’nın tek mutluluğu birlikte çalıştığı arkadaşları Dawn ve Becky ile geçirdiği zaman ve her bir olayın ardından o olayı anlatmak ya da dışavurumunu göstermek için kek tarifleri veriyor olması. Filmde sürekli Jenna’nın yaratıcı kek tarifleri verirken hayallerine tanık oluyoruz. İlk hamile olduğunu öğrendiğinde, kocasına olan nefretini ve onun bebeğini istememesini bir kek tarifi ile veriyor: Earl’ün bebeğini istemiyorum. “Fümelenmiş jambon, yumurta ve brie peynirini iyice karıştırıyorsun…”

Şu ana dek böylesine hızlı kek tarifi veren ve bu kadar ilginç ve aynı zamanda bu kadar rahatsız edici bir film izlememiştim. Lasse Hallström’un Chocolat filminde olduğu gibi, aslında film beni izlerken sürekli olarak bu soğuk kış günlerinde sıcacık çay eşliğinde çeşit çeşit kek yemeye itti.

Kek yaparak kendi iç dünyasını dışa vuruyor

Film oldukça samimi. Kahramanımız Jenna’nın tüm gelgitlerine izleyici olarak tanık oluyoruz. Hamilelik her kadının yaşamında yarattığı farklılığı Jenna’nın yaşamında da yaratıyor. Aslında Jenna’nın yaşamında, kalıcı değişikliklerin başlangıcı olan geri dönüşü olmayan bir dönüm noktasının başlangıcı bu hamilelik süreci. Bebeği istemese de yine de doğurma kararı alıyor. Kısaca Jenna, annelik misyonunu yüklenmeye hazır ve bunu yaşam boyu sürdürme konusunda da kararlı. Bu köklü ve kalıcı değişikliğin, fiziksel farklılaşmaları bir kenara koysak bile, psikolojik anlamda Jenna için çok önemli etkileri var. Hele bir de Jenna’nın kocasının şizofren özellikler gösteren ve aşırı kıskanç olma gibi özelliklerinin de olduğunu hesaba katarsak, Jenna’nın işi bir hayli zor.

Bu hamilelik, Jenna’nın hassaslaşmasına neden olurken, aynı zamanda ilgi bekleyen bir anne adayı da olmasını beraberinde getiriyor. Ancak eşini sevmediği için Jenna, bu ilgiyi doktoru Jim’den bekliyor. Ve Jenna, yaşadığı her duygu iniş çıkışını da kek tarifleri ile ifade ediyor. Hani hayatta herkesin kendini ifade ediş şekli vardır. Kimisi yazar, kimisi resim yapar, kimisi şiir yazar, kimisi de müzik yapar… Kimisi de yemek yapar ve kendini ifade eder…Jenna yemeğin de ötesinde sadece ama sadece kek yaparak kendi iç dünyasını dışa vuruyor. Hem de her farklı duygu için farklı kek tarifleri…

“Earl beni öldürecek keki”, “Jim’le olmaz keki”, “Bu bebeği istemiyorum keki”, “Sıcak gün keki”, … gibi farklı 18 çeşit kek tarifi hep Jenna’nın üretimi ile filmde yer alıyor. Filmin sonu ise, birbirinden lezzetli mi lezzetli kek tarifleri eşliğinde beklenmedik şekilde sona eriyor. Jenna bebeğini doğurur doğurmaz kocası Earl’ü anında terk ediyor ve doktoru Jim’e de asla onunla olamayacağını söylüyor. Aslında Jenna film boyunca tipik Amerikan toplumunun muhafazakar kadınını da temsil ediyor. Çünkü iş arkadaşları Dawn ve Becky’nin başka erkekler ile birlikteliklerini, dahası Becky’nin evli bir erkekle olan ilişkisini adeta bir ahlak polisiymiş gibi yargılıyor; ancak kısa sürede kendisinin de evli olduğu ve evli bir başka adamla (doktoru Jim ile) olan gizli ilişkisini hatırladığında, bu durumu yine birkaç kek tarifi ile ifade ediyor.

Öyle ya da böyle, filmin sonunda Jenna “sözde feminist” Stepford Bekar Anne olarak yaşamını sürdürme kararı alıyor. Aslında bir nevi Amerika’nın Martha Stewart’ı, Joni Mitchell’i ya da Elizabeth Nietzsche’i olma yolunda ilerliyor.

Sonunda fırsatlar ülkesi Amerika’da uzun zamandır hayalini kurduğu ve birinci olmayı planladığı kek pişirme yarışmasında birinci oluyor ve ardından yine hayalini kurduğu kek dükkanını kekseverlerin hizmetine açıyor. Bana izlerken İtalyan yazar Oriana Fallaci’nin Doğmamış Çocuğa Mektup kitabını, henüz karnındaki bebeğine yazdığı mektuplar nedeni ile hatırlatan Jenna’nın hikayesi aslında Fallaci’ninki kadar da tatsız değil. Yönetmen Adrienne Shelly, bu dram – romantik komedi türlerinin karışımı Waitress filmi ile izleyicilerin özellikle de kadın izleyicilerin gerçek hayattaki duygu gelgitlerini gösteriyor hem de onlarca kek tarifi sahneleri ile iştah kabartıyor.

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

Comments are closed.

Menümüz