banner

Biz kadınlar ocaktan uzaklaşarak neyi başarmıştık?

Meksikalı yazar Laura Esquivel’in 15 dile çevrilen Acı Çikolata romanını okudunuz mu ya da senaryosunu kendisinin yazdığı aynı isimdeki sinema filmini izlediniz mi bilmiyorum ama yemeğe dair konular ilginizi çekiyorsa, su gibi akıp giden Saklı Lezzetler kitabını da okumanızı öneririm.

Esquivel, mutfağa felsefi bir yaklaşımla ele aldığı kitapta kendi hayatından kesitler sunarak yediğimiz yiyeceklerin hayatımıza, bedenimize, canımıza, ruhumuza kazandırdıklarını değerlendirmiş, yediklerimizle kazandığımız kimlik, dil ve aidiyet duygularından bahsetmiş.

“Mutfak, kadınların öykülerini dinlediğim yerdi” dediği ve mekandan tasvirlerle sürdürdüğü sayfalarda mutfaktan çıkıp diploma sahibi olduktan sonra kendisinin ve kendisi gibi düşünen kadınların, yeni filizlenmiş devrimin başka bir dünya mümkün savıyla sokağa çıktığını anlatarak, yüzyılın başında başlatılan mücadele ve dayanışma duygusunu vurgulamış. “İhtiyacını duyduğumuz acil toplumsal değişimin evin dışında gerçekleşeceğine inanıyorduk” diyerek “Kaybedecek zaman yoktu, hele de mutfakta!” diye sürdürüyor dönemin ruhunu anlattığı satırları.

Sonra, zorunluluktan değil, aşktan, bir çocukları oluyor yazarın. Çocuğu, kızı için mutfağa dönmek zorunda kalıyor. Bu hiç de kolay değil devrim şiarıyla sokağa çıkan biri için. Kızı, çocukluğunda yediği yemekleri yesin, geçmişini bilsin istiyor ama işin kötü tarafı aile tariflerini artık hatırlayamadığını fark ediyor. Zamanla rahmetli büyükannesinin herhangi bir yemeği nasıl hazırlayacağını söyleyen sesini duyabiliyor zihninde. Büyükannesinin yemek hazırlarken kendisine anlattığı öyküleri kızına anlattığını fark ediyor ama çocukluğunda kendisini büyüleyen ateşin gücünü kızının gözünü ayırmadan izlediği televizyonun aldığını fark edince dehşete kapılıyor ve soruyor kendine: “Biz kadınlar ocaktan uzaklaşarak neyi başarmıştık?”…

Değerler sistemini gözden geçirerek, üretim ve tüketim arasına sıkışmış, ne maddi ihtiyaçların ne de ruhsal ihtiyaçların karşılanamadığı bir toplumda acil bir değişim yeniden kaçınılmazlaşır diyor.

‘Yeni İnsan’ yolda ve geldiğinde bütünüyle coğrafya cahili bir insan olacak

Bu seferki devrimin dışarıdan içeriye olmayacağını, içeriden dışarıya olacağını düşünüyor. Devrimin ritüellerimize, seromonilerimize yeniden dönmekten, toprakla, evrenle, kutsal olanla başka bir tür ilişki kurmakla mümkün olacağını söylüyor ve “Yeni İnsan”a vurgu yapıyor. Esquivel’e göre ‘yeni insan’ yolda ve geldiğinde bütünüyle coğrafya cahili bir insan olacak, bastığı toprak doğuda mı başka yerde mi ilgilenmeyecek, yediklerinin kaynağına –etnik olandan çok daha önceye kozmik kaynağına- götüren seromoniye katılmasının önemiyle tüketecek yediği yiyecek ve içecekleri.

Kişi yediğidir

Bana göre kişiyi ne yediği, onu nasıl yaptığı, nasıl yediği ve onu kiminle yediği belirler. Yazar Laura Esquivel ile aynı doğrultuda düşündüğümüze sevindim, ona göre milliyeti, kişinin dünyaya geldiği yerden çok çocukluğundan beri kişiye eşlik eden tatlar, kokular belirler. Milliyeti toprakla sınırlandırmanın sığ fikrinden bahsederek yediğimizin biyolojik bileşimlerinin bizim hücrelerimizin DNA’sının içine işlediğini ve onda çok içsel tatlar bıraktığını vurguluyor ve ekliyor: “Yediklerimiz, bilinçaltının en ücra köşelerine, anıların canlandığı yerlere kadar süzülür ve sonsuza dek hafızada yer alır.”

Özetle; ne yersen O’sun. Şekerci dükkanına girdiğinde tek ve sadece bir tanesini seçmek de senin elinde, yüzlerce renk ve lezzette şekeri denemek ve hayatına katmak da…

Laura Esquivel
Saklı Lezzetler
Can Yayınları

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

Comments are closed.

Menümüz