banner

Bazlama Kahvaltı Teşvikiye’de

Yazı Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

Doymadan Kalkmak Yasak! Çeşme Dalyan’daki mekanın girişindeki kara tahtada bu mottoyla karşılanıyorsunuz

Meşhur Aya Yorgi koyunun hemen arkasında, Dalyan’ın girişinde yıllardır kahvaltılarıyla nam salmış Bazlama Kahvaltı. Emekli öğretmen Nurten Hanım’ın aileye ait 9 odalı otelin bünyesinde, uzun yıllardır gelen konuklarına sunduğu kahvaltı, kızı Sinem Tuncer’in İstanbul’daki kurumsal çalışma hayatını, iki masterı ve 12 yıl ABD tecrübesini arkasında bırakıp Çeşme’ye dönüşüyle boyut değiştirdi. Temeli uzun yılların tecrübesine dayanan ama misafirlerini yeni yüzüyle bu yaz ağırlamaya başlayan mekan, sosyal medyada o kadar konuşuldu ve paylaşıldı ki, gelenler ‘Kışın İstanbul’a gelin, bizim karnımızı orada da doyurun’ deyince Çeşme’de sundukları kahvaltının aynısını Karaköy’e taşıdılar.  

Karaköy Muazzam’ın yerinde, sadece Cuma- Cumartesi- Pazar günleri Ege usulü kahvaltı veren mekanın önünde açılır açılmaz kuyruklar oluşmaya başladı. Kaplarına sığamadılar. 3. haftanın sonunda daha geniş bir yere, Nişantaşı’ndaki The House Cafe’nin hemen yan sokağına geldiler. Kapıda hala kuyruk var… Sağanak yağmurda dışarıda sıra bekleyenleri gözümle görmesem inanmayabilirdim.

Mekanın alametifarikası bazlamaları ve pişileri. Çeşme’de siz daha kahvaltıya  otururken kuzine sobada İzmirli ve Tokatlı teyzelerin kuzinede pişirdikleri bazlamalar, zeytinyağı ve kekikle masanıza geliyor. Kekik, pek çok otun yetiştiği Germiyan Dağları’ndan.

Annemiz her Perşembe Çeşme’den otobüse biniyor. Hazırladığı menemen içliği, domates, salatalık, ev yapımı reçeller, peynirler.. Ege’de yapılan ne varsa hepsini kolileyip haftasonu kahvaltısına İstanbullulara yetiştiriyor.

Çeşme’deki otelin arkasında geniş bahçede konuşlanmışlardı, 50- 60 kişi aynı anda servis alabiliyordu. İstanbul’da alanları dar olduğu için ancak yarısı kadar kişiye hizmet verebiliyorlar. Yaklaşık 15 kişinin çalıştığı mekanda talebe yetişmekte zorlanıyorlar.

Girişteki tabelada yazan ‘Doymadan Kalkmak Yasak’ mottosunun hakkını verircesine donatıyorlar masayı. Serpme kahvaltıda gözleme, pişi, menemen, sucuk gibi sıcakların yanısıra zeytin, bazlama yoğurtlusu veya salata, bal kaymak, acuka, peynir ve söğüş tabağı, tereyağı, karadut ve tatlı lor ile arasından seçmeye zorlanacağınız, hatta hepsini denemek isteyeceğiniz pekmezli ayva, acıbiber, karanfilli tarçınlı elma, damla sakızlı üzüm, hünnap, nar, antep fıstığı, gül ve erik reçeli sunuluyor. Mis kokulu reçellerin tamamı anne yapımı. Reçel panosu var, oradan istediğinizi söyleyebiliyorsunuz.

Bazlama ve gözlemeler Urla’daki değirmenden gelen esmer unla yapılıyor. Siz istedikçe sıcacık yenisi geliyor. Zeytinler ve zeytinyağı Aydın’dan. Hatta pişiler zeytinyağında pişiyor. Bal Ödemiş’ten, yüzde 100 manda kaymağı kendi mandıralarından. Karadut loru Tire’den, tereyağı Trabzon yayık tereyağı, sucuk Çeşme’deki kendi kasaplarında yaptırdıkları kasap sucuğu. Çeçil, Erzincan tulumu ve Ezine peyniri ile güzel bir peynir tabağı yapmışlar. Gözleme çeşitleri patlıcan, peynirli, otlu, patatesli. Menemen içliğini ve acukayı da yine tarladan gelen mahsulle Nurten Hanım hazırlıyor. Semaverde gelen sınırsız çay eşliğinde yapıyorsunuz kahvaltınızı. ‘Artık doydum’ derken bir sürprizle masanıza boyoz veya cevizli haşhaşlı yağlama gelebiliyor.

Bazlama Kahvaltı Çeşme’de çılbır, gözleme ve söğüş tabağı, tatlı niyetine çikolatalı krep ve kahve de servis ediyordu ama burada alan dar olduğu için kahvaltı harici bir şey hazırlamak imkansız. Orada mekanın bahçesinde, ticari olmayan, dilediğinizi seçip kuzinede közlettirerek kahvaltıda yiyebileceğiniz sebze meyvelerin dizildiği manavı vardı. Burada o da yok ama Sinem’in ve annesinin güleryüzü ve Çeşme’den alışılagelen kahvaltıyla aynı sıcaklığı korumayı, insanlara kendi evlerinde kahvaltı ediyormuş hissiyatını vermeyi başarıyorlar. Kötü haber; mekan sadece kış ayları için  İstanbul’da. Yaz başında burayı kapatıp tekrar Çeşme’ye dönecekler. Gitmeden denemenizi öneririm.

Bana kalırsa İstanbul’da kahvaltı konusunda ciddi sıkıntı var. Özellikle son iki yıldır dışarıda kahvaltı etme trendinin yükseldiği şehirde, İstanbulluların iyi kahvaltı veren yerlere ihtiyacı var. Açık büfe yapıp her şeyi sınırsızca vermek değil aslında kahvaltı, olmamalı. Az ama öz, nitelikli, nereden geldiği belli olan ürünlerle, lezzetli bir çayla, ulaşılabilir bir rakamla ve samimi bir konseptle sunulan her iş başarılı oluyor bence.
Fotoğraf: CEM KARAKUŞ

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menümüz