banner

Amik Ovası’nda antik buğday yetiştiriyor

Türkiye’nin en verimli topraklarından birine sahip olan Antakya Amik Ovası’nda yüzyıllardır çiftçilikle uğraşan bir aile. Günümüzden 10.000 yıl önce  dünyada  ilk defa tarıma geçilen bölge olan “Bereketli Hilal” bölgesinde çiftçilik yapıyorlar. En iyi bildikleri  iş toprağı işlemek, havayı hissetmek, ürünün kokusunu, tadını ayırt edebilmek. Ailenin beşinci nesil temsilcisi Elif Ovalı ile kardeşi Adnan Murat Teoman “iyi tarım uygulamaları” ile üretim yaptıkları atalarından kalma arazilerde karakılçık, Ali Bayır, Cumhuriyet, kırmızı buğday gibi yerel tohumlarla üretim yapıyor, Amik Ovası’nda yetiştirdikleri antik buğdayları Teofarm Antakya markasıyla tüketiciyle buluşturuyor.

Kaç nesildir tarımla uğraşıyorsunuz? Kısaca markanın ve ailenin hikayesinden bahsedebilir misiniz?

Yüzyıllardır aynı topraklarda çiftçilikle uğraşan bir aileden geliyorum. Teoman ve Toma olarak bilinen aile büyüklerimiz bölgede geniş  zirai faaliyetleri ile  tanınır. Tarım arazilerinin giderek küçülmesi, tarıma dayalı ekonominin daralması beni her zaman çok üzmüştür. Bu duygularla ve ihtiyaçla  kardeşim Adnan Murat Teoman ile kendi markamızı yarattık.”Teofarm Antakya” ve “Tomaaga 1760” markaları ile tohumdan satışa kadar olan tüm aşamalarını bizzat yönettiğimiz bir işimiz var. Hatay’ın geleneksel gıda ürünlerini üretiyoruz. İş modelimiz tıpkı evimize hazırlar gibi dönemi gelen meyve ve sebzeyi işleyerek kullanıcılara sunmak. Katkısız tamamen doğal ürünlerle ve saklama yöntemleri ile üretim yapıyoruz. Anneanne reçellerini, mutfak kültürünü bilimsel yöntemler ışığında geliştirerek üretiyoruz. Kardeşimin  toprağı işleme, ürün yetiştirme konusundaki bilgisi ile benim mutfak bilgimi ve deneyimimi birleştirerek bölgemizin ürünlerini tohumdan toprağa, topraktan mutfağa ve satışa kadar yönettiğimiz bir işimiz var.

Bulunduğunuz arazinin iklim özelliği anlamında toprağınıza, aldığınız ürüne etkisi nedir?

Arazilerimiz Antakya/ Serinyol/ Arpahan Köyü’nde. Günümüzden 10.000 yıl önce  dünyada  ilk defa tarıma geçilen bölge olan “Bereketli Hilal” bölgesinde çiftçilik yapıyoruz. Bereketli Hilal,  Mezopotamya ile Doğu Akdeniz kıyılarını (Lübnan, Filistin, Antakya vs) kapsar. Bu bölge ikliminin, toprağının  tarıma çok uygun olması, kışları yağışlı ve ılıman, yazları sıcak ve kurak oluşu tarih boyunca bir çok medeniyetin tıpkı bir hilal çizerek bu bereketli topraklara yerleşmesine neden olmuş. Bu bölge verimli ve insan ırkının yaşamasına ve gelişmesine en uygun topraklar. Bereketli Hilal dünyada buğday ve arpanın ilk yetiştirildiği bölge. Yüzyıllar boyunca da aynı ürünler bu topraklarda yetiştirilmeye devam etmiş. Tarım yaptığımız Amik Ovası’nda bulunan köyümüzün adı bile Arpahan’dır.

Ne tür bir tarım yapıyorsunuz?

Amik Ovası’nda genellikle endüstriyel bitkiler yetiştiriliyor. Geniş araziler, sulama imkanlarının bol olması gibi sebepler ve nitelikten ziyade niceliğin önemli hale gelmesi ve devlet politikaları çiftçileri popüler ürünleri yetiştirmeye zorluyor. Biz de beş yıl öncesine kadar endüstriyel tarım yapmaktaydık. Kendi arazimizde yüzyıllardır çok küçük miktarlarda ürettiğimiz atalık karakılçık buğdaylarını  son yıllarda daha geniş arazilerde yetiştirmeye başladık ve üretim miktarını arttırdık. Atalık, antik buğdaylar çok tercih edilen sindirim sistemine yardımcı buğdaylar. Bölgemizde yetişen “siyah kavuzlu” ve “karakılçık buğdayı” olarak isimlendirilen buğdaylar eskiden beri ailelerin ilk tercihiydi. Tadı, lezzeti, kokusu fark yaratan aynı zamanda protein oranı yüksek bir cins buğday. Bölgemizde bulgur yemekleri bu bulgurla yapılır.

“İyi tarım uygulamaları” sertifikalı ürün üretmek neden önemli?

 

Çağımızın tüketicileri tükettikleri tarımsal ürünler başta olmak üzere, satın aldıkları tüm gıda ürünlerinin güvenliğinden emin olmak ister hale geldi. Bu bilinçle; gerek doğrudan tarımsal ürünlerin, gerekse işlenmiş gıdaların güvenle üretildiğinin garantisini tüketicilere sunabilmek için, birtakım sistemler ve standartların oluşturulması ihtiyacı kaçınılmaz oldu. Biz de bu amaçla; kendi markamızla üreteceğimiz ürünlerin sertifikaya sahip olmasını istedik. İklim, toprak ve su koşulları ile tarımsal üretim için son derece avantajlı konuma sahip olan bir ülkede yaşıyoruz. Buna karşılık; üreticilerimizin geleneksel üretim teknikleriyle üretimi gerçekleştirmeleri, teknik hizmetlerden yetersiz yararlanılması tarımsal üretimimizde birtakım sorunlar ortaya çıkarıyor. Bilinçsiz zirai ilaç uygulamaları bir taraftan maddi olarak yük getiriyor; diğer taraftan da ürünün kalitesini olumsuz etkiliyor.

 

Tohum neden önemli?

Tohum demek gelecek demek. İnsanoğlunun  soyunun  devamı ancak sağlıklı gıda ile mümkün.  Bugünkü dünya  düzeninin  yarattığı zorlamaları, yoksunlukları insanoğlu daha fazla hissetmeye başladı. Sözde medeniyet gelişiyor fakat insanlık giderek geriliyor. Sağlıklı gıda az bulunan pahalı bir şey gibi algılanmaya başlandı. Halbuki insanoğlunun en temel hakkı. Yüzyıllardır insanlığı besleyen tohumlar giderek özelliğini ve doğurganlığını kaybetmeye başladı. Yüksek verim endişesi ile özelliklerini kaybetti. Besin maddesi diye tükettiğimiz yiyecekler giderek bizi beslemekten uzaklaştı, sadece açlığımızı teskin eder hale geldi. İşte tam da bu sebepten kendi bölgemizin tohumlarına sahip çıkmalıyız. Neslimizin devamlılığını sağlamak için içinde yaşadığımız doğanın, birlikte yaşadığımız bitki, hayvan soyunun da sürekliliğini sağlamalıyız.

Bu yıl 800 dekar alanda atalık buğday ekimi yapacağız

Yetiştirmeyi önemsediğiniz bazı buğday çeşitleri, bazı tohumlar var. Neler ekiyorsunuz? Kaç dönüm araziye ekiliyor? Ne kadar hasat edilip piyasaya sürülüyor?

Bölgemizde yetişen, glisemik indeksi düşük, protein oranı yüksek bir cins antik buğday olan “karakılçık buğdayı” yetiştiriyoruz. Bu yıl 800 dekar alanda atalık buğday ekimi yapacağız

Bu buğday giderek unutulmaya yüz tutmuş tohumlardan. Yüzyıllardır ailemizin arazilerinde küçük miktarlarda ekilen bu tohumları son yıllarda arttırdık. İnsanlar son yıllarda giderek unlu ürünlerden, beyaz ekmekten uzaklaştı. Aslında glüten buğdayın en sağlıklı faydalı bölümü, fakat verimliliği arttırmak kaygısı ile geliştirilen tohumlar zamanla glüten yapısının bozulmasına sebep oldu.  Atalık buğdaylar ise doğal evrim ile gelişir ve kendi çocuklarını sağlıklı bir şekilde yaratır. Bölgemizde Karakılçık, Ali Bayır, Cumhuriyet, kırmızı buğday gibi yerel tohumlar var. Biz de bu buğdayları yetiştiriyoruz. Mesela bulgur yapımında karakılçık buğdayı çok tercih edilirken, firik için iri taneli ve lezzeti bakımından Ali Bayır tercih ediliyor.

Bu yıl arazilerimizde küçük çapta enginar da yetiştirmeye başladık. Ayrıca narenciye bahçemizde de kendi fidanlarımızla yenileyerek pembe greyfurt, kan portakalı, yerli mandalina, kebbet, ağaç kavunu da yetiştiriyoruz. Bu meyvelerden reçeller, meyve çayları, doğal sirkeler yapıyoruz.

Sadece bakliyat üretmiyorsunuz. Zeytin, zeytinyağı, salça, baharat ve reçeller de var. Bunlarda kullandığınız ürünler de yine kimyasaldan uzak, iyi tarım uygulamaları sertifikası içeren nitelikte mi?

Gastronomi şehri olan Antakya’yı temsil eden ve yüzyıllardır insanımızın tercih ettiği geleneksel gıdaları üretiyoruz.  Bölgemizin özel zeytinleri (halhali, karamani, saurani, sarı topak, attun v.b) ve sadece bu zeytinlerden elde edilen özel soğuk pres zeytinyağları,  reçeller (kıtır kabak tatlısı, kebbet, kan portakalı, karadut, turunç, patlıcan, incir, ceviz), yine bölgemizin ikliminin ve tohumlarının müthiş lezzetler ortaya çıkardığı biberleri, kıtte turşuları, mutfağımızda yoğun kullanılan baharatlar olmak üzere 62 çeşit ürün üretiyoruz. Bunlar tıpkı mutfağımıza kışlık hazırlar gibi ürettiğimiz ürünler. Dönemsel üretimler yapıyoruz. Mevsimi gelen ürünü işleyip günümüzün koşullarına uygun ortamlarda depoluyoruz. İyi tarım uygulamalar ile arazimizde ürettiğimiz ürünlerimizi tamamen anneanne yöntemleri ile doğal, katkı maddesi kullanmadan fakat bilimden yararlanarak paketliyoruz.

Önce Antakya’nın zeytini alınır, sonra Kuzey Ege’ye geçilir. Nedir bu bölgedeki zeytinleri özel kılan? Ne çeşit zeytin üretiliyor?

Hatay’da iklimin daha ılıman ve uygun olmasından dolayı hep ilk ürünler güneyden  Amik Ovası’ndan alınır. Ayrıca bölgemizde yetişen zeytinlerin eski cinsler olması da ürünlerin kalitesini olumlu şekilde etkiliyor. Halhali denilen asırlık ağaçlar bölgemizin çok özel zeytinleri. Bu zeytinler ufak, çekirdeği küçük çok lezzetli, yağlı sofralık zeytinler. 3-4 kg zeytinden 1 litre yağ çıkarılıyor. Bizim 1400 ağacımız var. Bunların bir kısmı halhali, diğerleri sarı topak, karamani cinsi ağaçlar.

Halhalı zeytin, Hatay Yöresinin en gözde zeytinlerinden biridir. Yağ oranı yüksek olduğundan hem sofralık, hem de yağlık olarak yemeklerimize tat veriyor. 2016 TÜİK verilerine göre  Hatay 135 bin 900 ton ile Türkiye zeytin üretiminde 7.sırada yer alıyor.

Sadece perakendeye mi satışınız var? Horeca’ya da ürün tedarik ediyor musunuz?

Perakendede önemli noktalara hem kendi markamızla hem de fason olarak ürettiğimiz ürünleri satıyoruz. Macro centerlarda ve büyük Migros’larda yer alan “Anadolu Lezzetleri” projesinin Hatay ürünlerini üretiyoruz. Sadece perakende değil Horeca’ya da ürün tedarik ediyoruz. Antakya yöresi mutfağında kullanılan birçok ürün ailemizin tarım arazilerinde yetiştiriliyor.

Bir akademisyen “Türkiye’nin geleceği tarım, tohum ve gastronomide” demişti. Katılır mısınız?

Sofralarımız geçmişimizi, yaşadıklarımızı, nereden gelip nereye gittiğimizi gösteren canlı sahneler. Kullandığımız malzemeler, mutfak gereçleri, yapım yöntemleri asırların birikimi, geçmişimizin  ayak izleri… Bir kültürü tanımanın en iyi yolu o kültürün sofralarında bulunmaktır. Bir kültürü korumanın yollarından biri de onun doğduğu yerle bağlantısını kesmemektir. Çiftçilik algısını değiştirmeli, genç nesil için cazip hale getirmeliyiz. Kırsal alanda yaşayanlar daha iyi meslek daha iyi imkanlar bulmak amacıyla kentlere göç ediyorlar. Orada uyum sorunu yaşıyorlar, mutlu olamıyorlar, dönecek köyleri de kalmayınca metropollerde sıkışıp kalıyorlar. Kırsalda iş imkanları yaratılmalı göçlerin azalması için önlemler alınmalı. Bu da tarımın gelişmesi ve gastronomi ile mümkün olabilir. Bu konuda her türlü işbirliğine hazırız.

Sektörün ihtiyaçları ve sorunları neler sizce?

Geleneksel gıda üreten işletmeler için devletin bakış açısı, tarım politikası, firmanın gücü, rekabet yapısı, hammadde girdi koşulları, pazarın yapısı, talebin kestirilememesi gibi konular özellikle dikkate alınması gereken konular. Sağlıklı gıdaya olan talep artmakta; ancak bunun yanında kendi üretim girdilerini karşılayamama ve kontrol edememe sorunu da giderek daha belirgin hale gelmekte; dünya nüfusu giderek artarken,tarım arazileri ise hızla küçülmektedir. Ulusal ve uluslararası pazarda geleneksel ürünlerin talebi olduğunu biliyoruz. Geleneksel gıda üretimi, üretim teknikleri ve yöntemiyle hala insan emeğinin yoğun kullanıldığı, saklama süresinin endüstriyel ürünlere göre çok daha kısa olduğu, hammadde girdilerinin kontrol edilemediği bir üretim şekli. Hem üretim tekniklerinde hem de geleneksel gıdaların tüketim ambalajlama ve dağıtım şekillerinde inovasyona ihtiyaç var. Bizde “Eski köye yeni adet getirme” derler.  İşte tam anlamıyla “Eski köye yeni adet” getirmeliyiz ki köyü koruyabilelim, istihdam yaratalım ve geleneksel ürünlerimizin devamlılığını sağlayalım.

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Menümüz