banner

15 saatte Adana Lezzet Turu

Yemek için günübirlik Adana’ya gidilir mi demeyin. Vallahi gidilir!

Hem de öyle güzel gidilir ki. Benim gibi yeni lezzetlerin peşinden giden, lüks veya salaş demeden dolaşan, bazen yeni açılan çiçeği burnunda, bazen de  4. kuşağın işlettiği yerleri arayıp deşip gidenlerdenseniz bu yazı tam size göre.

Özellikle son 1-2 yıldır en sık karşılaştığım soru, ‘Günübirlik Adana’ya gidiyoruz. Nereye gitmemiz önerirsin?’ Şu an en nefis ‘Adana rehberi’ni okuyorsunuz baştan söyleyeyim. Kuşkusuz 15 saate sığdıramayacağımız daha pek çok mekan var ama en’leri sorarsanız hepsi burada.

Bir kere baştan söyleyeyim. Adana’ya gitmeden birkaç gün önce neredeyse hep otla beslendim. İki kilo kaybettim ki orada yerine koyacağız malum 🙂 Havaalanına iner inmez, sabahın 7.00’sinde açlıktan guruldayan midemize ilk inecek olan ciğerin peşinden Birbiçer’e doğru adeta koştuk. Ciğerler odun ateşindeki ızgarada usul usul pişiyor, ocağın başına oturuyorsunuz, siz ‘tamam’ diyene kadar şişleri önünüze koyuyorlar. Ciğerin yanında mutlaka kimyon, sumak ve acıbiber oluyor. Adana usulü…

Günlük 300 kilo ciğer yeniyor

Karnımız doyunca şişleri hazırlayan arkadaşların yanına gidiyorum. 1 ciğer 1 kuyruk yağı takıyorlar şişe. Her şişte 2 küp yağ, 3 küp ciğer var. 1 porsiyon 8 şiş geliyor. Birbiçer’de günlük ortalama 300 kilo ciğer yeniyormuş. Yanımızda Adanalı arkadaşımız Sezen olunca, mekan bize torpil yapıyor. Hayvanın sırt ve butundan özel hazırlanan ‘ayı payı’ dedikleri yağsız et geliyor önümüze. Bu kısımdan hayvanda çok çıkmıyor, neredeyse 1 hayvandan 1 porsiyon da diyebiliriz hatta, o yüzden böyle uzaktan misafirleri geldiğinde mekanın sahibi Mustafa Bey mangalın başına kendisi geçip belli bir sırayla diziyormuş ayı payını. Sos, baharat, yağ vs yok, etin diziliminde ustalık. Tadına doyamadık.

Kalkmak üzereyken mekanın yıllanmış isimleri Abuzer ve Mehmet Usta’nın kömür ateşinin üzerine koyduğu, içinde sade yağ olan geniş bir tepsiyi ve kartonda 15 yumurtayı görünce ‘kahvaltı mı?’ diye sorup başında beklemeye başladık. Sanki o kadar ciğeri az önce mideye indiren biz değildik 🙂 Birer lokma tadına bakmamız için ısrar ettiler zaten. Ekmeğimizle patlatıyoruz yumurtaların sarılarını. Burası sabah 6.00′dan gece 24.00’e kadar açık.

Muzlu süt için kuyruk

Doymamaya gayret ederek, tadımlık yiyerek ilerlediğimiz Adana lezzet turumuza Adanalılar’ın ‘muzlu süt’ içmek için kapısında kuyruk olup beklediği Kazım ile devam edecekken, Sezen’in önerisiyle Kuru Köprü Şalgam ve Vişnecisi’ne geçtik. Mekanın, Adana köylerinden gelen yağlı inek sütüyle ve ithal muzla blenderda yaptığı muzlu süt sıradan görünse de İstanbul’da defalarca yapmayı deneyip bu lezzeti yakalayamayan birisi olarak diyebilirim ki benden 10/9 puan aldı. İşin sırrı sütünde ve sütü soğuk tutmakta yatıyormuş. Burası diğer taraftan Kazım’ın ağabeyinin yeri. Büfede cam bardakta da içebilirsiniz, bizim gibi bitiremeyenler olursa, plastik şişeye de koyup verebiliyorlar, çünkü 1 porsiyon epey fazla geliyor.

Oradan çıkıp Seyhan nehri kenarında yürüyüp yediklerimizi biraz hazmedelim diyoruz. Yürüye yürüye Adana’nın meşhur Yeşil Kapı kebapçısına gitmek niyetimiz. Yol kenarında sac üzerinde ‘Sıkma’ yapan hanımları görünce sorup öğreniyoruz. Kepekli hamurun içine peynir, soğan, tuz, biber koyarak yapıyorlar. Adana’da pek meşhurmuş sıkma da.

Adana’nın en salaş ama en kalabalık kebapçısı

Yeşil Kapı’ya doğru yürürken (daha o an orasının olduğunu bilmiyoruz) epey salaş bir yerin önünden geçiyoruz. Hani o kadar hızlı geçiyoruz ki, o kadar eminiz burasının olmayacağına. Sonra Sezen sesleniyor, geri dönüyorum, burasıymış!  Saatler 11.00’i gösterdiği için içeride bir hazırlık telaşı var. Yaklaşık 20- 25 kişi domates doğruyor, etleri şişe takıyor, biberleri ızgarada döndürüyor, ayran hazırlıyor. Herkesin işi ayrı. 1 saat sonra buraya bir insan akını olacak ve yüzlerce kebap, pide, ayran havada uçuşacak. Girdiğimizde ilk müşterileri biz olduk. Masalar ahşap, üzerine beyaz kağıtlar seriliyor. Hemen bakır bardakta ayranınız geliyor. Karışık bir kebap söyledik ki hepsinin tadına bakalım. Adana’da usul olduğu üzere kebabın yanında bir dolu salatası, soğanı, biberi geldi. Bu yan yiyecekler Adana’da her yerde kebabın fiyatına dahil, otomatikman masana geliyor, yesen de yemesen de… Hayatımda ilk kez bu kadar salaşın salaşı bir mekanda kebap yedim ama lezzet açısından 10/9 puan almayı başardı bizden. Yeşil Kapı, Adana 5 Ocak Stadyumu’nun yakınlarında.

Biraz çalışanlarla sohbet ettik. Meğer burası ikinci yerleriymiş. Tam karşısındaymış asıl Yeşil Kapı. Kapının renginden dolayı halk söyleye söyleye Yeşil Kapı yapmış buranın ismini. Önceki yer daha salaşmış. Daha salaş nasıl olabilir diye düşünmeden edemiyor insan 🙂 Giderseniz mekanın tabelası yok, sorarak bulabilirsiniz.

Bir tatlı, bir tuzlu gidiyoruz. Bu sefer aramıza başka bir arkadaşım, Güven katılıyor. ‘Kazım’ın muzlu sütü’nü içmek istiyoruz deyince bizi mekana götürüyor. Kazım’ı da sevdim ama bence ağabeyinin yerinde içtiğim süt daha lezizdi. Burası diğer yerden daha işlek, hatta söylendiği gibi önünde kuyruk var. Gitmişken mekanın 2. ünlüsü Atom denilen içeceği de deneyelim diyoruz. Çikolata, fındık, ceviz, bal, badem kullanılan süt de iyi ama sadesi daha lezzetli. (Kazım’ın bir zil takıp oynamadığı kaldı, bana kendisini bir türlü beğendiremiyor yalnız 🙂

Sanayide kaburganın hası

Sıra methini İstanbullardan duyduğumuz Meşhur Kaburgacı Yaşar Usta’ya geldi. Lokanta sanayinin içinde, Hilton’a sırtını verince önüne çıkıyor. Önü bildiğiniz otopark. Hiç öyle lüks aramayın, burası da salaş. Ve fakat bu kadar mı güzel kaburga yapılır…Erkek kuzudan hazırladıkları kaburgayı kemiğinden sıyırıp şişe takıyorlar, yağ kaburganın kendi yağı.ve yine odun ateşinde yavaş yavaş yağı aka aka pişiyor etler. Kaburganın yanına ayran veya şalgam söyleyebiliyorsunuz. Burada da yine soğanı, közlenmiş kırmızı biberi, salatası vs hepsi geliyor ama onları yiyip midemizi fuzuli doldurmaya gerek yok değil mi? 🙂 Kaburganın şişi 5 lira, tadımlık denediğimiz için gözüm arkada kala kala 3 şişte durdum.

Araya bir tatlı daha sıkıştıralım deyip ‘buranın tatlısı yok mudur yahu?’ diyerek Çarşı’daki Büyük Saat’in çevresini keşfe gidiyoruz. Yürürken kokusuna dayanamayıp 5 tane sıcacık lavaşı paketlettiriyorum babaanneme. Gün boyu taşımak zorunda kalıp işkence yaşayacağımı henüz bilmiyorum. Cezerye, lokum, pestil, cevizli sucuk satan dükkanlara girdik.. Sokakta bizimle sohbet eden ‘kerhane tatlısı’ satan amca bize laf atınca biraz ona takıldık. Artık son dilimler kaldığı için ve gözümüze hoş görünmediği için tatlısını ‘gelecek sefere’ deyip geçiştirdik.

Benim silahım kebabım!

Oradan çıkıp yine methini Adanalılar’dan duyduğumuz Cik Cik Ali’ye geçtik. Burası da kalabalık, iğne atsan yere düşmüyor, kaç kişi çalışıyor da  kebapları yetiştiremiyorlar. Ali ağabey 40 senelik kebap ustası. Şişleri de kendisi hazırlıyor, mangalda pişirmesini de kendisi yapıyor. Daha önce Dubai ve Arabistan’da kebapçılık yapmış. Neredeyse 10 senedir burada. ‘Niye bırakıp döndün, kalıp Dubai’de kebaplarımızı temsil etseydin ya’ serzenişime epey uzun bir cevabı oluyor ama belli ki buradaki ününden memnun. Ali ağabeye kanarya hastası olması sebebi ile Cik Cik lakabını takmışlar. Önümüze tabii ki Adana kebap ve öncesinde yine soğanlar, salatalar konuyor. Diğer yerlerin aksine burada bir de şişte kızarmış mantar var. Maydanozla, zeytinyağı ve sumakla sotelemişler. Cik Cik Ali yüzde 60- 70’i satırla hazırlanan satır kıyma kullanıyor kebapta. Kuzu eti ve kuyruk yağı kullanıyorum diyor. Bir de kendisinin yaptığı sucuğu var. Benim sevdiğim gibi acısı bol ama kimyonu dengeli, etin önüne geçmemiş. ‘Ben lezzetli kebabım ile dövüşürüm. Beni mütevazi dükkanımla yadırgamasınlar, benim silahım kebabım’ diyor.

Yediğimiz sucuğun ve Adana kebabın tadı damağımızda, biraz Adana’nın Bağdat Caddesi olan ‘Turgut Özal Bulvarı’nda dolaştık. Buradan sonraki durağımız Adana’ya gelen ünlülerin uğramadan gitmediği hatta orada çekilen dizi oyuncularının müdavimi olduğu Kebapçı Mesut.

Adana’nın en pahalı kebabı: 15 TL!

Kebapçı Mesut, 5 sene sonra 100 yaşında olacak. Resmen bir tarih. 1921’de açılmış. El üstünde tutulası, kıymetli esnafı Adana’nın. Hatta ‘kebabın imparatoru’ diyorlar buraya. Finali güzel yerde yapıyoruz yani. Artık neredeyse son durak olduğu için ve dönüş uçağımıza çok az kaldığı için keyfini çıkarmaya bakıyoruz. Koca bir tabak kebabın ve tavuk kanadın yanında turp, acılı ezme, cacık, közde patlıcan, sumaklı soğan ve roka ile maydanoz geliyor. Kebapçı Mesut’u baz alırsak, Adana’nın en pahalı kebabı burada. 1 porsiyon 15 TL! Yanında saydığım soğanı, salatası, pidesi vs dahil… Diğerlerini siz düşünün.

Koca kazanlarda ev yapımı ŞIRDAN

Doymuş, hatta patlamak üzereydik ki ‘Şırdan’ denediniz mi? diye sordular. Herkesin yüzünde muzip bir gülümseme. Hayır cevabını alınca çalışanlardan birisi Adana’da artık sadece sipariş üzerine 4 evde, hanımlar tarafından yapılan ‘şırdan’ getirmeye gidiyor. Peşine takılıyoruz. (merak kediyi öldürdü 🙂 ) Mesut’un hemen yan caddesindeki Şırdancı Bedo’da, koca koca kazanlarda yüzlerce şırdan pişiyor, çevresindeki taburelerde sabırsızca bekleyen onlarca insan. Hatta fotoğraf çekmek için tencerenin kapağını açınca soğutuyorum diye satandan, bekletiyorum diye de müşteriden ince bir azar işitiyorum. Yani alt tarafı 20 saniye fotoğraf çekimi için bile bekleyemeyecek kadar çok seviyor Adanalılar şırdanı. Ortalama kişi başı 5 şırdan yiyorlarmış. Pek benlik bir lezzet değil ama gelmişiz buralara kadar tatmamak olmazdı. Ufak bir anektod; şırdan, koyunun dört midesinden birisi. İçinde baharatlarla tatlandırılmış pilav var. Görüntüsü sizi aldatmasın. Sakatat seviyorsanız mutlaka deneyin. Önümüzdeki yıllarda belki bunu da bulamazsınız. Kaybolan lezzetlerden.

Nisan’da Adana’da

Esnaf ve Adanalılar her seferinde ‘Adana aslında kebabıyla nam salmış ama balıkları da bir o kadar lezzetlidir. Bir kez de balıklarımızı yemek için gelin’ diyor. Eh, Nisan’da Adana Portakal Çiçeği Festivali var, belki yeniden rotayı Adana’ya kırarız kimbilir 🙂 Günün matematiğini yapınca 15 saatte 5 kebapçı, 2 muzlu süt dükkanı, bir ciğerci ve arada atıştırmalıklar denedik. Nefis insanlarla tanıştık. İstanbul’da yediğimiz Adana kebapların ‘çakma’ olduğunu ve kebabı ne kadar pahalıya yediğimizi fark ettik.

Havaalanı yakın, uçuşa çok az kala kalkıp yola koyulduk.. Burnumuzda kebap kokusu, gözümüzde şırdan’ın görüntüsüyle 🙂

BİRBİÇER: Meydan mahallesi, Bakımyurdu caddesi, no:63/A

KAZIM BÜFE: Cemalpaşa mahallesi, Gazipaşa bulvarı, Toros caddesi. 63003. sokak

KURUKÖPRÜ ŞALGAM VE VİŞNECİSİ: Kuruköprü mahallesi, İnönü caddesi, no: 38

YEŞİL KAPI: Reşatbey mahallesi, Ordu Caddesi üzerinde.

KABURGACI YAŞAR: Hilton Oteli’nin arkasındaki sanayinin girişinde

CİK CİK ALİ: İstiklal mahallesi, Kurtuluş caddesi, no: 97, Kuruköprü

KEBAPÇI MESUT: Kocavezir mahallesi, Karacaoğlan caddesi 23. Sok. No:4 Kuruköprü, Seyhan

ŞIRDANCI BEDO: Kocavezir İş Merkezi yanı, Seyhan

 

       

Etiketler İlgili
Bu haberlerde ilginizi çekebilir..
Yorumlar

Comments are closed.

Menümüz